Auzef Bilgi Felsefesi 2024-2025 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/26/bilgi-felsefesi-2024-2025-final-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
İnsanlığın o en uzun soluklu gizemini
0:01
aydınlatacağımız yepyeni bir incelemeye
0:03
hoş geldiniz. Şöyle bir düşünün.
0:06
Bildiğimiz şeyleri aslında nasıl
0:07
biliyoruz? Yani zihnimiz bize oyunlar mı
0:10
oynuyor yoksa her şeyi gerçekten olduğu
0:12
gibi mi kavruyoruz? Bugün hep birlikte
0:14
temel felsefi kaynakların derinliklerine
0:16
dalacağız ve bilgi felsefesinin yani
0:19
epistemolojinin o devasa haritasını
0:21
çıkaracağız. Başlangıç noktamız Rene
0:23
Descart ve onun felsefe tarihini
0:25
kökünden sarsan o meşhur sözü
0:27
düşünüyorum. Öyleyse varım. Bakın
0:29
Descartes modern felsefede düşünen
0:32
öznenin inkar edilemez bir merkez
0:33
olduğunu kanıtlamak için zihnindeki tüm
0:36
o eski ezberleri bildiği her şeyi adeta
0:39
sildi süpürdü. Her şeyden ama kelimenin
0:41
tam anlamıyla her şeyden şüphe
0:44
duyabilirdi. Fakat şüphe duyan bir
0:46
zihninin olduğu gerçeğinden asla. Tabii
0:49
bir şeyleri nasıl bildiğimizi anlamadan
0:51
önce tam olarak neye baktığımızı da
0:53
tanımlamamız gerekiyor değil mi? İşte bu
0:55
ihtiyaç bizi ontolojiye yani varlık
0:58
bilimine götürüyor. Kökenleri ta
1:00
Aristoteles'e kadar uzanan ontoloji
1:02
varlığı basitçe varlık olmak bakımından
1:05
inceleyen temel bir disiplin. Kısacası
1:07
bilgiye ulaşmadan hemen önce o meşhur ne
1:10
var sorusunu masaya yatırmak zorundayız.
1:13
Bugünkü yol haritamızda insan bilgisinin
1:15
evrimini dört ana başlıkta takip
1:17
edeceğiz. Önce modern özne ve şüphe
1:19
diyeceğiz. Ardından varlık ve
1:21
evrenseller tartışmasına bakacağız.
1:23
Oradan Lock ve Kant'ın o büyük
1:25
çatışmasına geçip finali bilimin ve
1:27
doğrunun kriterleriyle yapacağız. O
1:30
halde hiç vakit kaybetmeden ilk
1:32
durağımızla modern özne ve şüpheyle
1:34
başlayalım. Şimdi Descart hakkında asıl
1:37
ilginç olan şey şu. O sadece kuşkucu
1:40
olmak için hani zaten hiçbir şey
1:42
bilinemez demek için şüphe etmedi.
1:44
Hayır. O şüpheyi nihai bir amaç olarak
1:47
değil, inkar edilemez o somut gerçeğe
1:50
ulaşmak için katı bir araştırma yöntemi
1:53
olarak kullandı. Biz buna metodik kuşku
1:56
diyoruz. Şüpheyi elmas gibi sağlam bir
1:58
gerçeğe ulaşana kadar kullandığı güçlü
2:01
bir kazı aracı olarak düşünün. Modern
2:03
düşüncenin temelleri tam da böyle
2:05
atıldı. Tabii Descartes kapıyı
2:07
araladıktan sonra içeride muazzam bir
2:09
entelektüel rekabet patlak verdi. Bir
2:11
yanda Malay branş ve vesilecilik fikri
2:13
var. Ruh ve beden arasındaki her
2:15
etkileşimin, her hareketin doğrudan
2:17
tanrı tarafından sağlandığını savunuyor.
2:19
Ama diğer yanda Spinoza'nın panteizmi
2:22
var. Spinoza tümden gelimsel mantığı
2:24
kullanarak tanrı ve doğanın tek bir
2:26
sonsuz töz yani tek bir cevher içinde
2:29
tamamen özdeş olduğunu iddia etti.
2:31
Evreni anlamak için birbirinden tamamen
2:34
farklı iki devasa yaklaşım. Modern
2:36
özneyi böylece kurduğumuza göre şimdi
2:38
geçmişe varlık ve evrenseller
2:40
tartışmasının alevlendiği Orta Çağ'a
2:42
doğru uzanabiliriz. O dönemin asıl can
2:45
alıcı çatışması şuydu. İnsanlık veya
2:47
ağaçlık gibi tümel kavramlar sadece
2:50
beynimizin nesneleri sınıflandırmak için
2:52
ürettiği, uydurduğu etiketler mi?
2:55
Nominalizm yani adcılık tam olarak bunu
2:57
söylüyor. Yoksa bu kavramlar fiziksel
3:00
nesnelerden çok daha önce var olan üstün
3:02
ve aşkın bir gerçeklik mi? Buna da
3:04
kavram realizmi diyoruz. Anlayacağınız
3:07
bu sadece kelimeler üzerine bir tartışma
3:09
değil. Evrenin temel yapısının ne
3:11
olduğuna dair felsefi bir savaştı. Erken
3:14
dönem düşünürlerinin bu işi nasıl
3:15
çözmeye çalıştığını hayal etmek için
3:18
Plotinos'un o ünlü sudur yani taşma
3:20
teorisine bakabiliriz. Ona göre varlık
3:22
bizim anladığımız gibi böyle parça parça
3:25
bloklar halinde inşa edilmiyor. Tam
3:27
tersine merkezdeki o mutlak birden dışa
3:30
doğru taşıyor, yayılıyor ve adeta taşan
3:33
bir gerçekliği meydana getiriyor. Evreni
3:36
bir üretim hattından ziyade durmadan
3:38
taşan devasa bir şelale gibi resmediyor.
3:41
Harika. Şimdi hikayemizde heyecan verici
3:43
bir kırılma noktasına, Luck ve Kant'ın
3:46
çatışmasına geliyoruz. Zihnimizin
3:48
dünyayı nasıl algıladığı konusunda iki
3:50
dev isim tamamen ters düşüyor.
3:52
Ampirizmin yani deneyimciliğin babası
3:55
olan John Locke'a göre doğuştan
3:56
getirdiğimiz hiçbir bilgi yok. Onun o
3:59
meşhur tabula rasa teorisini
4:01
duymuşsunuzdur. Zihin başlangıçta
4:03
tamamen boş bir levhadır der. Yani şu an
4:07
bildiğiniz istisnasız her şey
4:09
zihninizdeki o boş levhaya sadece ve
4:12
sadece duyularınız ve dış dünyadan
4:14
edindiğiniz deneyimler aracılığıyla
4:16
sonradan yazılmıştır. Ama işte tam bu
4:18
noktada Kant sahneye çıkıyor ve
4:20
felsefede devasa bir ters köşe yapıyor.
4:23
Onun Kopernik devrimi bilginin kaynağını
4:25
nesneden alıp tamamen özneye
4:27
yerleştirdi. Kant diyor ki, "Hayır, dış
4:29
dünya zihnimize yazılmaz." Tam tersine
4:32
dış dünya zihnimizin doğuştan sahip
4:34
olduğu o zaman, mekan ve 12 kategoriye
4:37
uymak zorundadır. Düşünsenize zihnimizde
4:40
gerçekliği biz daha onu algılamadan
4:42
şekillendiren önceden yüklenmiş bir
4:44
yazılım var. Tabii tanrı veya ruh gibi
4:46
aşkın konular bu yazılımın kopsam alanı
4:49
dışındadır ve hep bilinemez kalırlar.
4:52
Her şey kulağa çok kusursuz geliyor
4:53
değil mi? Fakat Feen bu sistemdeki o
4:56
bariz mantıksal boşluğu yakaladı ve
4:58
sordu. Eğer gerçekliğin özü yani Kant'ın
5:01
deyimiyle o kendinde şey tamamen
5:04
bilinemez ise onun bizim duyularımıza
5:06
etki ettiğini nasıl bilebilirsin? Eğer
5:08
onun duyularımıza sebep olduğunu
5:10
biliyorsan onun hakkında hiçbir şey
5:12
bilinemeyeceğini nasıl iddia
5:13
edebilirsin? Gerçekten müthiş bir mantık
5:15
hamlesi. Peki eğer zihinlerimiz
5:18
gerçekliği bir şekilde filtreliyor veya
5:20
şekillendiriyorsa doğruyu yanlıştan
5:22
nasıl ayıracağız? İşte bu bizi son
5:25
bölümümüze bilimin ve doğrunun
5:27
kriterlerine getiriyor. Bu doğrulama
5:29
sürecinin yani neyin gerçek olduğunu
5:31
ölçmenin en temel aracı mantıktır.
5:34
Mantık önermelerin doğruluk değerlerini
5:36
ve akıl yürütmelerimizi denetler. Bu
5:39
çabanın kökleri ta Antik Yunan'a
5:41
Sokrates'in o bitmek bilmeyen diyalektik
5:43
yöntemine dayanır. Sokrates insanları
5:46
bıkıp usanmadan sorgulayarak kavramları
5:48
en doğru şekilde tanımlamaya çalışmıştı.
5:51
Zaman geçtikçe doğruluk kavramı da
5:52
değişti tabii. Mesela pragmatist düşünür
5:55
Pierce o yüzyıllardır aranan mutlak
5:57
gerçeklik fikrini tamamen elinin
5:59
tersiyle itti. Ona göre doğruluk mutlak
6:02
veya değişmez bir şey değildi. Doğruluğu
6:04
fikirlerin günlük hayatımızdaki pratik
6:06
faydasıyla ölçmeliydik. Yani eğer bir
6:09
bilgi pratikte işe yarıyorsa ve
6:11
hayatımızı kolaylaştırıyorsa işte o
6:13
gerçektir. Ve son olarak Carl Popper.
6:16
Poppers sahte bilime ve dogmalara karşı
6:18
bize o nihai kalkanı yanlışlanabilirlik
6:21
ilkesini sundu. Bir teorinin bilimsel
6:24
sayılabilmesi için sadece test
6:26
edilebilir olması yetmez. Aynı zamanda
6:28
yanlış olduğunun kanıtlanabilme
6:30
ihtimalini de barındırması gerekir. Eğer
6:32
bir iddiayı çürütmenin teorik olarak
6:34
hiçbir yolu yoksa Popper bunun bilim
6:36
değil sadece kör bir dogma olduğunu
6:38
söyler. Bilgiyi nasıl ürettiğimize ve
6:41
doğruladığımıza dair bu heyecan verici
6:43
incelememizin sonuna gelirken sizi şu
6:45
vurucu düşünceyle baş başa bırakmak
6:46
istiyorum. Eğer tüm gerçeklik
6:48
anlayışımız aslında sadece günlük
6:50
hayatta işe yarayan ve henüz
6:52
yanlışlanmamış teorilerden ibaretse
6:54
bugün kesinlikle doğru olduğunu
6:56
bildiğiniz kalıbım basarım dediğiniz
6:58
hangi doğruları yarın tamamen çöpe
6:59
atmanız gerekecek? Bilgiye giden yolda
7:01
kesinliklerimizi daima sorgulamaya devam
7:04
etmeliyiz. Eşlik ettiğiniz için
7:06
teşekkürler.
#Jobs & Education

