Ata Aöf Sosyal Politika 2024-2025 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/02/06/ata-aof-sosyal-politika-2024-2025-vize-sorulari/
Bu kaynaklar, sosyal politika disiplininin tarihsel gelişimini, temel kavramlarını ve uluslararası standartlarını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Metinler, bu alanın Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan toplumsal sorunlara bir yanıt olarak doğuşunu ve Wilhelm Heinrich Riehl gibi öncü isimlerin katkılarını açıklamaktadır. Türkiye özelinde Ahi Birlikleri’nden modern sosyal devlete uzanan süreç incelenirken, küresel ölçekte ILO, OECD ve Avrupa Birliği gibi kuruluşların rolü vurgulanmaktadır. Ayrıca, sosyal güvenlik hakları, sivil toplumun önemi ve neoliberalizm ile sosyal demokrasi gibi ideolojilerin istihdam üzerindeki etkileri analiz edilmektedir. Kaynaklar genel olarak toplumsal refahı artırmaya yönelik mekanizmaları hem teorik hem de güncel sınav soruları üzerinden örneklendirmektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Şöyle bir düşünelim. Hepimizin hayatında
0:02
aslında çoğu zaman farkında bile
0:04
olmadığımız görünmez bir kalkan var.
0:07
Bizi hastalıklara karşı, ani bir
0:09
işsizliğe karşı, yaşlılığın getirdiği
0:11
zorluklara karşı koruyan bir kalkan bu.
0:14
İşte bu koruma sisteminin adı sosyal
0:16
politika. Peki bu kalkan nasıl oldu da
0:18
ortaya çıktı? Bugün ne durumda? Ve en
0:21
önemlisi geleceğin fırtınalarına karşı
0:23
bizi koruyabilecek kadar sağlam mı? Hadi
0:26
gelin bu soruların cevaplarına birlikte
0:27
bakalım. Bu aslında çok basit ama bir o
0:30
kadar da hayati bir soru. Çünkü hayat bu
0:33
ne getireceği hiç belli olmuyor değil
0:34
mi? Bazen hiç beklemediğiniz bir anda
0:37
kendinizi zor bir durumda
0:38
bulabilirsiniz. İşte o an geldiğinde o
0:41
fırtınanın ortasında yapay yalnız mıyız
0:43
yoksa sırtımızı yaslayabileceğimiz bir
0:45
yapı, bize el uzatan bir sistem var mı?
0:48
Sosyal politikanın yaptığı en temel şey
0:50
tam olarak bu aslında. Olayı herkes
0:52
kendi başının çaresine baksın
0:54
anlayışından çıkarıp birimizin derdi
0:56
hepimizin derdidir noktasına taşıyor.
0:59
Yani omuzlarınızdaki o ağır riski alıyor
1:01
ve hepimize, bütün topluma
1:03
paylaştırıyor. Böylece tek bir kişinin
1:05
taşıyamayacağı bir yükü hep birlikte
1:07
hafifletmiş oluyoruz. İşte kolektif
1:10
güvenlik tam da bu demek. Peki
1:13
birbirimize bu şekilde sahip çıkma gibi
1:15
harika bir fikir sizce nerede doğdu?
1:18
Böyle sakin, huzurlu bir ortamda mı? Hiç
1:21
alakası yok. Tam tersi. Bu fikir tarihin
1:24
gördüğü en büyük toplumsal yangınlardan
1:26
birinin tam ortasında adeta alevlerin ve
1:29
küllerin içinden doğdu. Gözünüzde
1:32
canlandırın. Sanayi devrimi. Her yer
1:36
duman, kaos. İnsanlar köylerini bırakıp
1:39
şehirlere akın ediyor, fabrikalarda akıl
1:41
almaz koşullarda çalışıyorlar. Tam bir
1:44
kargaşa yani. İşte bu karmaşanın
1:46
ortasında Wilham Heinrich Real adında
1:49
bir Alman sosyolog ortaya çıkıp bu
1:51
devasa sorunlar yumağına bir isim
1:53
koyuyor. Sosyal politika. E tabii aynı
1:56
sıralarda bu acıyı bizzat çeken işçiler
1:59
de boşmuyor. Sendikalizm adı altında bir
2:02
araya gelip hep bir ağızdan yeter artık
2:04
diye haykırmaya başlıyorlar. Yani özetle
2:08
sosyal politika ne mi? Devletin
2:10
toplumdaki bu yangını görüp bir dakika
2:12
ben buna seyirci kalamam diyerek duruma
2:15
el koymasıdır. Amacı da çok netti. Bir
2:18
yandan o kötü koşullarda yaşayan
2:20
işçilerin hayatını biraz olsun düzeltmek
2:22
diğer yandan da her an patlayabilecek
2:25
bir sosyal bombayı etkisiz hale getirip
2:27
toplumda bölüşü yeniden sağlamak. Tamam
2:30
fikir harika ama bu fikir nasıl ete
2:33
kemiğe büründü? Bu güvenlik ağı, bu
2:35
kalkan pratikte nasıl inşa edildi? Hemen
2:38
söyleyeyim. Bu bir günde olmadı. Aslında
2:40
bu yüzyıllar süren, ilmek ilmek örülen
2:43
bir inşaat süreciydi. Hadi gelin şöyle
2:45
bir kendi topraklarımızdaki hikayesine
2:47
bakalım. Kökleri aslında çok eskilere,
2:50
ta 13. yüzyıldaki ahi birliklerine kadar
2:53
uzanıyor. O zamanlar esnaflar arasında
2:55
müthiş bir dayanışma ruhu vardı. Bu
2:58
gelenek Osmanlı döneminde taav
3:00
sandıkları yani bildiğimiz yardım
3:02
sandıklarıyla devam etti. Ve geldik
3:04
Cumhuriyet dönemine. 1961 anayasası la
3:07
birlikte bu dayanışma ruhu artık bir
3:10
gelenek olmaktan çıkıp devletin resmi ve
3:12
en temel görevlerinden biri haline
3:14
geldi. Sosyal devlet ilkesi anayasaya
3:17
girdi. Ama durun bu hikaye sadece
3:20
bizimle sınırlı kalmadı. Tabii ki
3:22
insanları koruma fikri o kadar güçlüydü
3:24
ki kısa sürede sınırları aştı ve bütün
3:27
dünyanın ortak bir standardı haline
3:29
geldi. İşte bu noktada Uluslararası
3:32
Çalışma Örgütü yani ILO sahneye çıkıyor.
3:35
1952'de adeta bir manifesto
3:37
yayınlıyorlar ve diyorlar ki bakın
3:39
modern bir devletin vatandaşını koruması
3:42
gereken dokuz temel risk vardır. İşte
3:44
ekranda gördüğünüz bu liste hastalık,
3:47
işsizlik, yaşlılık. Bunlar bir insanın
3:49
hayatında karşılaşabileceği en temel
3:51
zorluklar olarak kabul edildi. Ve bugün
3:53
dünya üzerindeki pek çok ülkenin sosyal
3:56
güvenlik sisteminin omurgasını işte buz
3:58
madde oluşturuyor. Her şey harika
4:01
görünüyor değil mi? Ama bir saniye.
4:03
Tarihe dikkat ettiniz mi? 1952 üzerinden
4:06
70 yıldan fazla zaman geçmiş. Dünya o
4:09
günden bugüne ne kadar değişti? Bir
4:10
düşünün. Peki günümüzün en yaygın
4:12
sorunlarından biri hani şu meşhur
4:14
tükenmişlik sendromu yani burnout.
4:17
Milyonlarca insanı kasıp kavuran bu
4:19
modern dert bu listenin neresinde acaba?
4:22
Cevabı çok basit. hiçbir yerinde. O
4:25
klasik 1952 listesinde tükenmişlik gibi
4:28
modern psikolojik risklerin adı bile
4:31
geçmiyor. Bu da bize çok önemli bir şeyi
4:33
gösteriyor. Evet, elimizde bir kalkan
4:36
var ama bu kalkanın ortaya çıkan yeni
4:38
tehditlere karşı sürekli güncellenmesi,
4:41
sürekli sağlamlaştırılması gerekiyor.
4:44
Yoksa zamanla işe yaramaz hale
4:46
gelebilir. İşte tam da bu güncelleme
4:49
meselesi bizi sosyal politikanın en
4:51
çekişmeli, en haretli tartışmasının
4:54
ortasına getiriyor. Tamam bir kalkan
4:56
olsun hepimiz korunmaya ihtiyaç
4:58
duyuyoruz. Bunda herkes hemfikir. Ama
5:00
asıl kavga şurada kopuyor. Bu kalkan ne
5:03
kadar büyük olmalı? Bizi ne kadar
5:05
kapsamalı? Bu sorunun cevabı için iki
5:08
büyük ideoloji adeta ringe çıkıyor. Bir
5:11
köşede sosyal demokrasi var. Diyor ki,
5:14
"Kalkan olabildiğince büyük olmalı.
5:16
Sadece temel riskleri değil, eğitim,
5:18
sağlık gibi hizmetleri de kapsamalı ve
5:21
bunlar herkese ücretsiz sunulmalı. Diğer
5:23
köşede ise neoliberalizm var. O da diyor
5:26
ki, "Hayır, devlet bu kadar büyümemeli.
5:28
Kalkan sadece en acil, en temel durumlar
5:31
için olmalı. Geri kalan çözümleri piyasa
5:33
kendi içinde bulur. İşte bugün dünyadaki
5:36
siyasi tartışmaların çoğu bu iki görüş
5:38
arasındaki bitmeyen mücadeleden
5:40
besleniyor. Peki günümüzde bu kalkanın
5:44
mimarları kim? Yani bu politikaları
5:46
kimler şekillendiriyor?
5:48
Eskiden cevap basitti, devletler. Ama
5:51
artık durum biraz daha karışık.
5:53
Sahnedeki oyuncu sayısı epey arttı.
5:56
Elbette başrolde hala ulusal hükümetler
5:59
var. Onlar hala en büyük aktör. Ama
6:01
artık yardımcı roller de çok güçlü.
6:03
Mesela Avrupa Birliği gibi ulusüstü
6:05
yapılar üye ülkelere standartlar
6:08
getiriyor. Sonra OECD gibi uluslararası
6:11
kuruluşlar var. yayınladıkları
6:12
raporlarla bütün dünyaya yön veriyorlar
6:15
ve tabii ki sahada bizzat insanlara
6:18
yardım ulaştıran sivil toplum
6:19
kuruluşları yani STK'lar da artık oyunun
6:22
çok önemli bir parçası. Şöyle bir
6:25
senaryo düşünelim. Bir desteğe
6:27
ihtiyacınız var. Hangi kapıyı çalmak
6:29
daha mantıklı olur? Bürokrasisiyle,
6:31
evrak işleriyle belki biraz yavaş
6:33
işleyen devletin kapısını mı yoksa daha
6:36
hızlı, daha esnek hareket edebilen bir
6:38
sivil toplum kuruluşunun kapısını mı?
6:40
Hangisi daha iyi?
6:42
İşte bu tablo durumu harika özetliyor.
6:44
Doğru. STK'lar genellikle daha hızlıdır,
6:47
daha esnektir. Maliyetleri daha
6:48
düşüktür. Ama işin bir de güvenilirlik
6:51
ve süreklilik boyutu var. İşte o noktada
6:53
devletin kurumsal yapısı ağır basıyor.
6:56
Çünkü STK'ların varlığı genellikle
6:58
bağışlara, fonlara bağlı ama devlet
7:00
kalıcıdır. Yani aslında her ikisinin de
7:02
yeri ayrı. Birbirini tamamlayan rolleri
7:05
var. Çünkü günün sonunda asıl meseleyi
7:07
unutmamak lazım. Sosyal politikanın tek
7:10
derdi zor duruma düştüğünüzde banka
7:12
hesabınıza para yatırmak değil. Hayır.
7:15
Asıl amaç çok daha büyük. İnsana yakışır
7:18
bir hayatın önündeki bütün engelleri
7:20
kaldırmak. Bu engel bazen ekonomik
7:22
yoksulluk olur. Bazen fiziksel bir
7:24
engel. Bazen kötü beslenme, bazen de
7:27
toplumdan dışlanma. İşte sosyal politika
7:30
tüm bu yoksunluklarla mücadele etmektir.
7:32
Toparlayacak olursak elimizdeki bu
7:34
değerli kalkan sanayi devriminin o
7:37
dumanlı fabrikaları için, o dönemin
7:39
sorunları için dövüldü. Peki bu kalkan
7:41
yapay zekanın işleri elimizden aldığı,
7:44
iklim krizinin kapıya dayandığı, küresel
7:47
salgınların hayatımızı altüst ettiği bir
7:49
gelecekte yarının çok daha farklı ve
7:51
belki de çok daha büyük fırtunalarına
7:53
karşı bizi korumaya yetecek mi? İşte
7:55
belki de hepimizin üzerine kafa yorması
7:58
gereken en önemli soru bu.

