Ata Aöf Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2 2024-2025 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/01/ata-aof-ataturk-ilkeleri-ve-inkilap-tarihi-2-2024-2025-final-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Bugünkü görsel
0:02
anlatımımızda tarihin o en çarpıcı, en
0:05
heyecan verici sorularından birinin
0:07
peşine düşüyoruz. Düşünsenize çökmekte
0:10
olan devasa bir imparatorluğun
0:11
küllerinden yepyeni modern bir devleti
0:14
nasıl inşa edersiniz? İşin aslı bu
0:16
sadece savaş meydanlarında kazanılan
0:18
zaferlerin değil, zihinlerde, kanunlarda
0:21
ve kurumlarda adım adım örülen o devasa
0:24
inşanın koskoca bir 30 yılın hikayesi.
0:27
Biz de bugün kaynaklarımızdan süzdüğümüz
0:29
yapı taşlarıyla bu zorlu süreci beraber
0:31
çözeceğiz. Hazırsanız o dönemin ruhuna
0:34
bir yolculuk yapalım. Bu yoğun 30 yıllık
0:37
tarihi rahatça sindirebilmek için
0:40
önümüzde net bir harita var. Önce
0:42
savaştan cumhuriyete o zorlu geçişe
0:44
bakacağız. Sonra devletin mimarisini
0:47
baştan aşağı değiştiren hukuk ve eğitim
0:49
devrimlerine uzanacağız. Ardından dış
0:51
politika ve sınırları konuşup finali çok
0:54
partili hayata geçişle yapacağız. Hadi
0:56
hemen ilk bölümümüzle yani savaştan
0:59
cumhuriyete geçiş ile başlayalım. Modern
1:01
bir siyasi yapı adeta ölüm kalım
1:04
mücadelesi verilen askeri bir krizin
1:06
ortasında nasıl doldu dersiniz. Şimdi
1:09
Yunan ordusunun ik İnönü savaşlarından
1:12
sonra tekrar taarruza geçip Afyon,
1:14
Kütahya ve Eskişehri ele geçirdiği o
1:17
karanlık günleri bir hayal edin. Ordu
1:19
Sakarya'nın doğusuna çekilmek zorunda
1:21
kalmış. Ankara'da tabiri caizse nefesler
1:24
tutulmuş büyük bir gerilim var. Peki
1:27
böylesi bir kriz ortamında her saniyenin
1:30
kelimenin tam anlamıyla hayati önem
1:32
taşıdığı bir anda Türkiye Büyük Millet
1:34
Meclisi ne yaptı? Bu kördüğümü nasıl
1:37
çözdü? Çözüm son derece ani ve inanılmaz
1:40
cesur bir yasama hamlesiydi.
1:42
Başkumandanlık kanunu. Meclis o kriz
1:46
ortamında uzun uzadıya tartışmaları bir
1:48
kenara bıraktı ve hızlı karar alabilmek
1:50
için kendi tüm yetkilerini doğrudan
1:52
Mustafa Kemal Paşa'ya devretti. Neden
1:55
mi? Çünkü karar alma mekanizmasını tek
1:57
merkezde toplamak ordunun hızla
1:59
toparlanmasını sağladı ve savaşın
2:01
seyrini tamamen değiştirdi. Askeri kriz
2:04
böylece aşıldı. Peki ama ya siyasi yapı.
2:08
Savaş kazanıldıktan sonra oyunun
2:10
kuralları tamamen değişti. İşin aslı
2:13
devrimin tam kalbinde şu yatıyordu.
2:15
Saltanatın 1922'de kaldırılmasıyla
2:18
egemenliğin babadan oğula yani veraset
2:21
ile kan bağına dayalı geçtiği o monarşi
2:23
sistemi artık tarihe karışmıştı. Yerine
2:26
gelen şey ise son derece netti.
2:28
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
2:31
diyen cumhuriyet. Yani egemenlik hakkı
2:34
tek bir ailenin elinden alındı ve
2:36
doğrudan halkın iradesine şartsız bir
2:38
şekilde teslim edildi. Bugün içinde
2:41
yaşadığımız devletin meşruiyet kaynağı
2:42
da tam olarak budur. Tam bu noktada
2:45
durup dünyaya biraz daha geniş bir
2:47
pencereden bakalım. Dünya Savaşı
2:49
sonrasında çöken bir imparatorluğun
2:51
ardından Cumhuriyet kurmaya çalışan tek
2:53
ulus Türkiye değildi tabii. Mesela
2:56
savaşı kaybeden Alman İmparatorluğu'nun
2:58
çöküşü ile birlikte Almanya'da da
3:00
1919'ile 1933 yılları arasında görece
3:03
demokratik bir sistem yani Vaymar
3:06
Cumhuriyeti kurulmuştu. Anlayacağınız o
3:08
dönem imparatorlukların miadını
3:10
doldurduğu ve yerlerini cumhuriyetlere
3:12
bıraktığı küresel çapta büyük bir
3:14
dönüşüm çağıydı. Hazır dönüşümden
3:16
bahsetmişken size bu dönemi okurken
3:18
karşımıza çıkan çok ilginç ufak bir
3:20
matematiksel detaydan bahsedeyim.
3:22
Biliyorsunuz sadece rejim değil zamanı
3:25
tutuş biçimimiz bile değişti. Osmanlı
3:27
mali kayıtlarında güneş yılı esaslı Rumi
3:29
takvim kullanılıyordu. Peki eski bir
3:32
Rumi tarihi bugün kullandığımız miladi
3:34
takvime nasıl çeviririz? Çok basit bu
3:37
sihirli rakamı yani 584'ü ekleyerek.
3:40
Diyelim ki eski bir belgede 1305 yılını
3:42
gördünüz. Hemen 584 ekliyorsunuz ve
3:45
bingo. Miladi 1889 yılını buluyorsunuz.
3:48
Olayları kafamızda doğru sıraya koymak
3:50
için harika bir ipucu değil mi? Tabii
3:52
imparatorluktan kopmak aynı zamanda onun
3:55
artık işlemeyen çökmüş ekonomik
3:57
sistemlerini de geride bırakmak demekti.
3:59
Mesela iltizam usulü. Düşünün devletin
4:02
acil noktit paraya ihtiyacı var ve vergi
4:04
toplama işini mültezim denen zengin
4:07
elitlere peşin parayla ihale ediyor. Bu
4:09
17. yüzyıldan kalma halkı ciddi anlamda
4:12
ezen ve sömüren bir sistemdi. Genç
4:15
cumhuriyetin bu tür yükleri atması ve
4:17
kendi iç reformlarını yapması şarttı.
4:19
Sonuçta cebinizde güçlü ve adil bir mali
4:22
yapı olmadan bağımsız bir devleti ayakta
4:24
tutamazsınız. Öyle değil mi? İşte bu
4:27
bizi hemen ikinci bölümümüze getiriyor.
4:29
Hukuk ve eğitim devrimleri. Savaş
4:32
kazanılmıştı evet ama asıl zorluk şimdi.
4:35
Devletin iç mimarisini baştan aşağı
4:37
yeniden tasarlarken başlıyordu. Buradaki
4:40
en can alıcı nokta şu: Modern, tıkır
4:42
tıkır işleyen bir demokrasi kurmak
4:44
istiyorsanız orduyu günlük siyasi
4:47
çekişmelerin o yıpratıcı atmosferinden
4:49
tamamen uzak tutmalısınız. Cumhuriyetin
4:52
ilk yıllarında Genelkurmay Başkanı aynı
4:54
zamanda hükümette bir bakandı. İşte bu
4:56
tehlikeli bağı koparmak için önce
4:58
bakanlık statüsündeki Erkan-ı Harbiye-i
5:00
Umumiye vekaleti kaldırıldı. Hemen
5:02
ardından doğrudan hükümet dışı tamamen
5:05
siyaset üstü bir Genelkurmay Başkanlığı
5:07
kuruldu. Yani ordu kışlasına siyaset
5:10
meclise geri döndü. Sivil yönetimin
5:12
temellerinin atılmasında inanın bundan
5:15
daha kritik bir dönüm noktası olamazdı.
5:17
Toplumu sağlamlaştırmanın bir diğer
5:19
ayağı da kesinlikle eğitimdi.
5:21
Osmanlı'dan kalan o eski tabloyu bir
5:23
düşünün. Bir yanda medreseler, diğer
5:26
yanda batı tarzı mektepler ve azınlık
5:28
okulları. Hepsi birbirinden kopuk, adeta
5:31
farklı dünyalar yaratan kurumlar. İşte
5:34
1924'teki Tevhid-i Tedrisat yani Eğitim
5:37
ve Öğretim Birliği yasası bu dağınıklığa
5:39
tek kalemde son verdi. Bütün okullar
5:42
Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında
5:43
toplandı. Ortak bir ulus bilinci
5:46
yaratmak ancak o aynı sıralardan geçen,
5:49
aynı laik ve standart eğitimi alan
5:51
nesillerle mümkündü. Gelelim hukuk
5:53
alanına. Buradaki en devasa adım
5:56
şüphesiz 1926 Türk Medeni Kanunu. Bu
5:59
kanun doğrudan İsviçre'den uyarlandı.
6:02
Peki onca ülke varken neden İsviçre?
6:05
Cevap aslında çok basit. Çünkü o dönemde
6:07
Avrupa'nın en yeni, en pratik, halkın
6:10
diline en yakın ve belki de en önemlisi
6:13
kadın erkek eşitliğini en güçlü şekilde
6:15
savunan aile yasası oydu. Toplumun
6:17
çekirdeği olan aileyi modern dünya
6:19
standartlarına taşımakla kalmadı.
6:21
kadınları sosyal ve hukuki hayata
6:24
tamamen eşit bireyler olarak dahil eden
6:26
o muazlam temeli attı. Bu arada
6:28
Atatürkçü düşünce sistemi hakkında sıkça
6:31
duyduğumuz zaman yanlış anlaşılan bazı
6:33
kritik noktaları da netleştirelim. Bu
6:36
sistemin temeli milli egemenliğe ve
6:38
yurtta sul, cihanda sulh ilkesiyle
6:40
barışa dayanır. Eşitliği savunan
6:42
halkçılık ilkesi mesela toplumda
6:44
herhangi bir zümreye ayrıcalık
6:46
tanınmasını reddeder ve sosyal
6:47
dayanışmayı hedefler. Bu yüzden marksist
6:50
bir felsefe olan sınıf çatışması
6:52
kavramını tamamen dışlar. Aynı şekilde
6:54
tam bağımsızlığı sonuna kadar savunur
6:57
ama başkasının toprağına göz dikmeyi
6:59
yani emperyalizmi ve yayılmacılığı da
7:01
kesinlikle ve kesinlikle reddeder.
7:03
Geçelim 3ün bölümümüze. Dış politika ve
7:07
sınırlar. Bakalım bu tap taze cumhuriyet
7:10
o acımasız küresel arenada kendi
7:12
egemenliğini nasıl savunmuş? Özellikle
7:15
doğu sınırlarının çizilmesi öyle bir
7:17
gecede olmadı. sancılığı, sabır
7:19
gerektiren, ilmek ilmek örülen bir
7:21
süreçti. Önce 1920'de Ermenilerle Gümrü
7:25
anlaşması yapıldı. Ardından bir yıl
7:27
sonra 1921'de Sovyet Rusya ile Moskova
7:30
anlaşması imzalandı ve son olarak yine
7:33
aynı yıl Kafkas Cumhuriyetleri ile
7:35
imzalanan Kars anlaşmasıyla doğu
7:37
sınırımız bugünkü o kesin halini aldı.
7:40
Anlayacağınız bu üç adım cephede dökülen
7:42
terin ve kanın masada akıllı bir
7:44
diplomasiyle nasıl tescillendiğinin en
7:46
net kanıtıdır. Tabii gerçekçi olalım.
7:49
Masadaki her hamle bir zaferle
7:51
sonuçlanmıyordu. Lozan'da bir türlü
7:53
çözülemeyen Musul meselesi vardı mesela.
7:56
İçeride patlak veren Şeyh Sait isyanı
7:58
gibi ciddi buhranların da etkisiyle 1926
8:02
Ankara Antlaşması maalesef aleyhimize
8:05
sonuçlandı ve Musul İngiliz Maldasındaki
8:08
Irak'a bırakıldı. Bu gerçekten acı
8:10
verici bir kayıptı. Ancak madalyonun bir
8:12
de diğer yüzü var. Atatürk'ün ömrünün o
8:15
son yıllarında milliyetçilik ilkesinden
8:17
aldığı güçle yürüttüğü o inanılmaz
8:19
diplomatik satranç sayesinde Türk
8:21
nüfusunun çoğunlukta olduğu Hatay
8:23
anavatana katıldı. Yani bir yanda
8:25
krizlerin getirdiği ağır bir kayıp diğer
8:28
yanda kararlı bir inancın kopardığı
8:30
diplomatik bir zafer var. Zaman
8:32
ilerleyip 1930'lara geldiğimizde ise
8:35
durum epey ürkütücüydü. Çünkü dünya
8:37
hızla, yepyeni ve çok daha kanlı bir
8:39
savaşa sürükleniyordu. Faşist İtalya'nın
8:42
Akdeniz ve Balkanlardaki yayılmacı
8:44
tehdidi kapıya dayanmıştı. Genç Türkiye
8:46
Cumhuriyeti de bu tehlike karşısında
8:48
yalnız kalmamak ve o zorlukla çizdiği
8:50
sınırları korumak için 1936'da
8:53
İngiltere, Yunanistan ve Yugoslavya ile
8:55
birlikte Akdeniz paktını imzaladı.
8:57
Tamamen savunma amaçlı, uluslararası
8:59
barışı korumaya yönelik son derece
9:01
rasyonel bir refleksti bu. İş sadece
9:04
yeni sınırları korumakla da bitmiyordu
9:06
tabii. Geçmişin hayaletleri de peşinizi
9:08
bırakmıyor. Osmanlı'nın o çığ gibi
9:10
büyüyen duyunu umumiye borçlarının
9:12
devasa bir faturası Türkiye'nin önüne
9:14
konmuştu. Hele bir de o meşhur 1929
9:17
Dünya Ekonomik Buhranı patlak verince
9:20
ödemeler konusunda en büyük alacaklı
9:22
konumundaki Fransa'yla çok ciddi
9:24
diplomatik krizler yaşandı. Yani
9:26
imparatorluğun çöküş bedeli 10 yıllar
9:28
sonra bile genç devletin kasasından
9:30
ödenmeye devam ediyordu. Ve geldik 4.
9:33
bölümümüze. Çok partili hayata geçiş.
9:36
Kurucu liderin vefatının ardından o tek
9:38
partili yıllardan günümüz demokrasi
9:40
sahnesine nasıl geçildiğine hep birlikte
9:43
bakalım. Tarihler 10 Kasım 1938'i
9:46
gösterdiğinde Atatürk'ün hayata
9:48
gözlerini yumduğu o acı günde devletin
9:50
zirvesindeki siyasi fotoğraf aslında çok
9:53
netti. İktisat vekilliğinden gelen Celal
9:55
Bayar, başbakanlık koltuğunda
9:57
oturuyordu. Meclis Başkanı Mustafa
9:59
Abdülhalik Rendaya anayasa gereği bir
10:01
günlüğüne cumhurbaşkanlığına vekalet
10:02
ediyordu. İşte bu tablo kurucunun
10:05
ardından devleti o yeni ve bilinmez
10:06
döneme taşıyacak olan isimlerin
10:08
başlangıç pozisyonlarını bize tam olarak
10:10
gösteriyor. Ancak çok partili o renkli
10:14
hayata geçmeden önceki süreç özellikle
10:16
30'lu yıllar oldukça otoriter gücün tek
10:19
elde toplandığı bir dönemdi. Dönemin
10:22
kudretli CHP Genel Sekreteri Recep
10:25
Peker, yönetimi altında devlet ile parti
10:28
adeta etle tırnak gibi bütünleşmişti.
10:31
Bağımsız sivil toplum kuruluşları,
10:33
dernekler kapatıldı. Tüm halk kültürü ve
10:35
eğitimi tek bir merkezden yani
10:38
halkevleri üzerinden sıkı bir devlet
10:40
denetimine sokuldu. Bunu genç
10:42
cumhuriyetin ideallerini topluma hızla
10:44
ve eksiksiz yaymak için o günün olayı
10:47
şartlarında seçilmiş katı ve
10:48
merkeziyetçi bir yöntem olarak
10:50
okuyabiliriz.
10:51
Dünya Savaşı bittikten sonra ise rüzgar
10:54
artık tamamen farklı bir yönden esmeye
10:56
başladı. Tam burada tarihi okurken çok
10:59
sık düşülen bir yanılgıyı da düzeltelim.
11:01
1946'da Demokrat Parti'yi kuranlar o
11:04
meşhur dörtlü takri veren Celal Bayar,
11:07
Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik
11:09
Koraltandı. Dönemin Cumhurbaşkanı
11:11
İsmettin Ölü ise zannedilenin aksine
11:14
Demokrat Parti'nin kurucusu falan
11:15
değildi. Tam tersine onların
11:17
karşısındaki en büyük siyasi rakipti.
11:20
yani iktidar partisiin lideriydi.
11:22
Anlayacağınız Türkiye'nin siyasi
11:24
kaderini belirlemek üzere iki dev isim,
11:27
iki zıt kutup karşı karşıyaydı ve bu
11:30
büyük siyasi rekabet Türkiye'nin
11:32
demokratik yolculuğunda muazzam bir
11:34
dönüm noktasıyla sonuçlandı. Demokrat
11:36
Parti 1950 seçimlerini kazandı.
11:39
Atatürk'ün son başbakanı ve Demokrat
11:42
Parti'nin kurucularından olan sivil
11:43
siyasetçi Celal Bayar, sandıktan çıkan
11:46
oylarla Türkiye Cumhuriyeti'nin 3.
11:48
cumhurbaşkanı oldu. Bu o kadar kritik
11:51
bir kilometre taşıydı ki iktidar
11:53
tarihimizde ilk defa barışçıl bir
11:55
şekilde ve tamamen seçim yoluyla el
11:57
değiştiriyordu. Modern demokrasimizin
12:00
olgunlaşmasında devasa bir eşik
12:02
aşılmıştı. Tüm bu anlattıklarımızı
12:04
toparlarken bu görsel anlatımımızı
12:06
aklınızın bir köşesinde hep yer edecek
12:08
bir soruyla bitirmek istiyorum. Yıkılan
12:10
bir imparatorluğun ardından yepyeni bir
12:12
devlet inşa etmek, savaş yılları,
12:15
başkumandanlık yasaları, tek seslilik ve
12:17
son derece sıkı bir otoriter birlik
12:19
gerektirmiş olabilir. Peki o devletin
12:21
uzun vadede ayakta kalması ve gerçekten
12:24
yaşamaya devam etmesi ancak günün
12:26
birinde o sıkı birliği terk edip çok
12:28
partili siyasi bölünmeyi ve demokratik
12:31
rekabeti kucaklamasıyla mı mümkündür? Bu
12:33
gerçekten de üzerine uzun uzun düşünmeye
12:36
değer bir soru. Bize eşlik ettiğiniz
12:38
için çok teşekkürler. Tarihle ve
12:40
bilgiyle kalın.

