Ata Aöf Görme Biçimleri 2023-2024 Bütünleme Soruları
https://lolonolo.com/2026/07/29/ata-aof-gorme-bicimleri-2023-2024-butunleme-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhabalar. Görme eylemini mercek altına
0:03
aldığımız bu yeni incelememize hoş
0:05
geldiniz. Bugün aslında her saniye
0:07
yaptığımız ama üzerine pek de
0:09
düşünmediğimiz bir konuyu yani görmeyi
0:11
konuşacağız. Görme dediğimiz o son
0:14
derece tanıdık eylemi parçalarına ayırıp
0:16
soğuk biyolojik gerçeklerden yola
0:18
çıkacak ve postmodern felsefenin o
0:20
heyecan verici belirsizliğine doğru
0:22
inanılmaz bir yolculuğa çıkacağız.
0:24
Hazırsanız gözlerinizin dünyaya aslında
0:26
nasıl baktığını hep birlikte yeniden
0:29
keşfedelim. Hemen temel bir soruyla
0:31
konuya girelim. Şu an etrafınıza
0:33
bakarken gözlerinizin dünyayı kaydeden
0:35
basit biyolojik kameralar gibi
0:37
davrandığını düşünebilirsiniz. Hani
0:39
sadece bir tuşa basarsınız ve görüntü
0:41
kaydedilir ya işte öyle. Ancak inanın
0:43
bana durum hiç de öyle değil. Görmek
0:46
sadece gözün nesneleri kaydetmesinden
0:48
ibaret mekanik bir süreç olmaktan çok
0:50
ama çok uzak. Aslında bu kültürel,
0:52
psikolojik ve fizyolojik katmanları olan
0:55
devasa bir algılama biçimi. Gerçekliği
0:57
nasıl algıladığımızı tam anlamıyla
0:59
kavrayabilmek için önümüzde harika bir
1:01
yol haritası var. Önce görmenin
1:03
mekaniğine gireceğiz. Sonra kusursuz
1:06
estetiğin matematiğine bakacağız.
1:08
Ardından doğanın temsilindeki evrimi ve
1:10
modern sanatın kavramsal dönüşümünü
1:12
konuşup en sonunda felsefe ve anlamla
1:15
kapanışı yapacağız. Yani mikroskopik
1:18
biyolojiden devasa sanat felsefesi
1:20
teorilerine uzanacağız. İlk bölümümüz
1:23
görmenin mekaniği ve görmenin biyolojik
1:25
kökenleri. Kendi bedenimizin sarsılmaz
1:27
bilimiyle işe başlayalım ve şu an tam da
1:30
bu anı deneyimlemenizi sağlayan o
1:32
kusursuz biyolojik dizilime yakından
1:34
bakalım. Düşünsenize tam şu saniye
1:37
çevrenizdeki ışık retinanıza çarpıyor ve
1:40
beyniniz bu görsel kalıpları umutsuzca
1:42
anlamlandırmaya çalıştığı o muazzam
1:45
süreci başlatıyor. Yani beyniniz aslında
1:47
dış dünyayı doğrudan görmüyor bile. Işık
1:50
nesnelere çarpıp göze giriyor.
1:52
Retinadaki fotoreseptörlere ulaşıyor ve
1:54
beyniniz sadece ona gönderilen bu
1:56
biyolojik şifreleri çözmeye çalışıyor.
1:59
İnanılmaz değil mi? Ve gözünüzün içinde
2:02
muazzam bir iş bölümü var. Tam bir takım
2:05
oyunu aslında. Koni hücreleri, canlı
2:07
renkleri ve o ince keskin detayları
2:09
algılayarak işin bütün ağır yükünü
2:12
çekiyor. Ortam karardığında, ışık
2:14
azaldığındaya çubuk hücreleriniz hemen
2:17
sahneye çıkıp karanlıkta görmemizi
2:19
sağlıyor. Sistem kelimenin tam anlamıyla
2:22
kusursuz işliyor. Ama işin en çarpıcı
2:25
kısmı ne biliyor musunuz? O devasa
2:27
sürekli değişen cıvıl cıvıl görsel
2:29
dünyamız aslında evrenin ışık
2:32
yelpazesinin inanılmaz derecede dar bir
2:34
dilimine sıkışmış durumda. Bizler sadece
2:37
400 nanometre olan mor ışıktan 700
2:39
nanometre olan kırmızı ışığa kadar
2:41
uzanan o anlık yansımalara mahkumuz.
2:44
Yani tüm o görsel gerçekliğimiz bu
2:46
küçücük dar aralıktan ibaret. İkinci
2:49
bölümümüz kusursuz estetiğin matematiği
2:53
ve sanattaki gizli geometri. Peki,
2:56
beynimiz bütün bu karmaşık ışık
2:58
sinyallerini evrensel olarak güzel
3:00
bulduğumuz bir şeye dönüştürmek
3:02
istediğinde ne oluyor? İşte tam burada
3:04
karşımıza gözümüzün çok aşina olduğu
3:07
matematiğin o büyüleyici sırrı çıkıyor.
3:09
1.618
3:11
yani altın oran. Antik çağlardan bu yana
3:14
sanatçıların, mimarların görsel
3:16
kompozisyonlarda olabilecek en uyumlu ve
3:19
en dinamik gerilimi yaratmak için
3:21
kullandıkları evrensel bir ölçüt. Bu
3:23
doğanın bizzat kendi içine gizlediği
3:25
matematiksel bir kod adeta. Sanatçılar
3:28
yüzyıllar içinde çok temel bir şeyi fark
3:30
ettiler. Gerçek estetik güç doğayı
3:33
kusursuz bir şekilde kopyalamakta
3:35
yatmıyordu. İşin sırrı izleyicinin
3:38
algısını yönlendirmek için bu yapısal
3:40
kuralları, oranları kullanmaktı.
3:43
Nesneler arasındaki o yakınlık ve
3:44
sürekliliği kurgulamak denge ve ritimden
3:47
yararlanmaktı. Siz deyin bir satranç
3:50
oyunu, ben değin bütünsel ve anlamlı bir
3:52
görsel deneyim yaratmak. 3. bölüm:
3:55
Doğanın temsilindeki evrim, ışığı ve
3:58
duyguyu yakalamak. Tabii bilim ve
4:00
felsefe geliştikçe etrafımızdaki dünyayı
4:03
tuvale aktarma arzumuzda büyük bir evrim
4:06
geçirdi. Empresyonizm yani
4:08
izlenimcilikle birlikte adeta yerinden
4:11
oynadı. Bir anda sanatçılar sadece bir
4:14
ağacı ya da elmayı o sabit formlarıyla
4:16
resmetmeyi bıraktılar. kuralları
4:18
yıktılar. Artık resmettikleri şey
4:21
nesneler değil, güneş ışığının o anlık
4:24
uçucu hali zamanın bizzat kendisiydi.
4:27
Işığın saniyeler içindeki değişimi
4:29
tuvalere yansımaya başlamıştı ve sonra
4:32
Vasiliri Kandiski gibi cesur öncüler
4:34
sahneye çıktı ve bu algısal dönüşümü
4:37
alıp bambaşka tamamen soyut bir boyuta
4:40
taşıdılar. Kandiski dedi ki, "Doğayı
4:42
fiziksel olarak temsil etmeye gerek yok.
4:45
tuğladaki o tanıdık nesnelerin
4:46
hareketinin yerini artık görsel bir
4:49
tansiyon ve tamamen içsel bir dışa vurum
4:51
almıştı. Sanat gördüğünü değil
4:54
hissettiğini aktaran saf ruhsal bir dile
4:57
dönüştü. Geldik 4. bölüme. Modern
5:00
sanatın kavramsal dönüşümü ve nesneyi
5:03
yeniden tanımlamak. 20. yüzyıla
5:05
geldiğimizde işler iyice çığrından
5:08
çıktı. Sanat sadece güzel bir şey
5:10
üretmekten vazgeçti ve kavramların
5:13
sınırlarını çok daha sert bir şekilde
5:15
sorgulamaya başladı. Düşünsenize
5:18
gerçekten çılgınca bir fikir. Marcel
5:20
Duşam çıkıyor gündelik sıradan belki bir
5:23
nal buradan alabileceğiniz hazır bir
5:25
nesneyi alıp doğrudan sanat galerisinin
5:27
ortasına koyuyor ve böylece sanatın
5:29
aslında bir el işçiliği değil tamamen
5:32
zihinsel bir tasarım olduğunu
5:33
kanıtlıyor. Yani bir vesne sırf bir
5:36
sanatçı onu yeni bir bağlamda düşünmeye
5:38
karar verdi diye aniden sanat
5:40
olabiliyor. Gerçekten inanılmaz zekice.
5:43
Geleneksel sanatla Konstantin Brönkusi
5:45
gibi minimalist öncüleri yan yana koyup
5:47
karşılaştırdığımızda o muazzam ve
5:49
radikal kırılmayı çok net görüyoruz.
5:52
Geleneksel sanatta olay hep hacimdi.
5:54
Ağır kütleler üretmek. El işçiliğiyle o
5:57
odayı veya tuvali bir şekilde
5:59
doldurmaktı. Güzel bir obje yaratmaktı.
6:02
Ama minimalistlere geldiğimizde odak
6:04
tamamen değişiyor. Varlığın o ilk
6:06
haline, arketipine ulaşmak için formu
6:09
olabildiğince sadeleştiriyorlar. mekanı
6:12
doldurmak yerine kelimenin tam anlamıyla
6:14
boşluğun kendisini yontup
6:16
şekillendirerek varlığın sınırlarını
6:18
sorguluyorlar.
6:19
5. ve son bölümümüz felsefe ve anlam
6:23
temsil sorunu. Formun bu kadar
6:25
paramparça olması, yapı söküme uğraması
6:28
bizi doğrudan algının o en derin son
6:30
katmanına götürüyor. Filozoflar
6:33
gördüğümüz şeyin ardındaki anlamı nasıl
6:35
yorumluyor? Yüzyıllar hatta bin yıllar
6:38
boyunca Aristoteles'in o ünlü mimetsiz
6:41
yani taklit fikrine güvendik. Sanatçı
6:43
doğayı taklit ederdi ve iş biterdi.
6:46
Ancak postmodernizm dönemi geldi ve tüm
6:48
bu kural kitabını tabiri caizse
6:51
pencereden dışarı attı. Postmodern
6:53
düşünce bir imajın, bir görüntünün,
6:55
anlamının sabitliğinin tamamen
6:57
parçalandığını ve artık hiçbir şeyin
6:59
kesin olmadığını ilan etti. Ja
7:02
Derida'nın şu kısacık ama sarsıcı
7:04
cümlesini gerçekten içselleştirmenizi
7:07
istiyorum. Metnin dışında hiçbir şey
7:09
yoktur. Bu cümle öyle sıradan bir cümle
7:11
değil. Geleneksel sanat felsefesinde tam
7:14
anlamıyla bir deprem etkisi yarattı ve
7:16
tüm kuralları baştan yazdı. Derida'nın
7:19
bu yapı sökümcü yaklaşımı bize temelde
7:21
şunu söylüyor. Gördüğünüz her şey
7:24
tamamen içinde bulunduğunuz kültürel
7:26
bağlama ve sizin o anki kişisel
7:28
yorumunuza bağlı olan çok katmanlı
7:30
karmaşık bir göstergedir. İmajlar
7:33
sürekli ama sürekli olarak okunmaya ve
7:35
yoruma açıktır. Karşınızdaki şeyde
7:38
bulabileceğiniz tek kesin ve mutlak bir
7:40
doğru asla ve asla yoktur. Tüm bu
7:43
konuştuklarımızı toparlarken sizi şu
7:45
kışkırtıcı düşünceyle baş başa bırakmak
7:47
istiyorum. Biyoloji, ışığın sadece
7:49
daracık bir tayfanı gördüğümüzü
7:50
kanıtlıyor. Matematik altın oranlarla
7:52
bizi yönlendiriyor ve modern sanat her
7:55
şeyin aslında zihinsel bir kurgu
7:57
olduğunu söylüyor. Kısacası hepsi
7:59
algımızın tamamen öznel ve yorumu açık
8:01
olduğunu haykırıyor. Peki o zaman anlam
8:03
hiçbir zaman sabit değilse tam şu an
8:06
bakmakta olduğunuz gerçekliğin nihai ve
8:08
mutlak doğrusu aslında nedir? Belki de
8:10
her şey sadece sizin ona nasıl bakmayı
8:12
seçtiğinizden ibarettir. Bir sonraki
8:14
incelememizde görüşmek üzere. Hoşça
8:16
kalın.
#Jobs & Education

