Ata Aöf Çevre Politikaları 2023-2024 Bütünleme Soruları
https://lolonolo.com/2026/09/04/ata-aof-cevre-politikalari-2023-2024-butunleme-sorulari/
ata aöf, Ata Aöf Yerel Yönetimler
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Lolo Nolo platformuna hoş geldiniz. Bu
0:02
dersimizde Ata Öf çevre politikaları
0:05
2023-2024leme
0:07
soruları konularını, çıkmış sorularını
0:09
ve detaylı açıklamalarını derinlemesine
0:11
inceliyoruz. Ben bu harika ve bir o
0:14
kadar da hayati konuyu sizlerle birlikte
0:16
adım adım çözümleyecek olan
0:17
rehberinizim. Birlikte öğrenmeyi, arka
0:20
plandaki büyük resmi görmeyi çok
0:21
seviyoruz, değil mi? O halde insanlığın
0:24
doğayla olan çalkantılı ilişkisini,
0:26
krizlerin nasıl başladığını ve ta
0:28
uluslararası düzeyde nasıl çözümler
0:30
arandığını masaya yatırdığımız bu son
0:32
derece önemli incelemeye hiç vakit
0:34
kaybetmeden başlayalım. Bugünkü yol
0:37
haritamız oldukça net. Sırasıyla
0:39
ekolojik krizin kökenleri, kirlilik ve
0:42
negatif dışsallıklar, biyosentrizm,
0:44
çevresel uyanışın kült eserleri,
0:47
uluslararası çevre hukukunun doğuşu ve
0:49
son olarak Türkiye'nin çevre politikası
0:51
başlıklarını inceleyeceğiz birinci
0:53
bölümle yani ekolojik krizin kökenleri
0:56
ile başlıyoruz. Bakın modern dünyada
0:59
boğuştuğumuz bu çevre krizleri öyle
1:01
gökyüzünden aniden inen doğal felaketler
1:04
falan değil. Bu işin çok net bir
1:06
başlangıç noktası var. Çevresel yıkım
1:08
tesadüf değil. Tamamen sanayi devrimi
1:11
sonrası şekillenen o bitmek bilmez insan
1:14
hırsının bir sonucu. Sanayi devrimi ile
1:16
birlikte sürekli üretelim, hep daha
1:18
fazla tüketelim mantığı bir virüs gibi
1:20
yayıldı. Bu doymak bilmez üretim hırsı
1:23
ne yaptı peki? köylerden kentlere devasa
1:26
göçleri tetikledi. Sonuç altyapısız,
1:29
plansız, çarpık bir kentleşme. Aynı
1:31
dönemde tıp ve tarımdaki gelişmelerle o
1:33
devasa nüfus patlaması da yaşanınca
1:36
doğal kaynakların üzerindeki baskı
1:38
resmen inanılmaz boyutlara ulaştı. Ve
1:40
tabii ki tüm bıçakları döndüren o meşhur
1:42
karagüç var. Fosil yakıtları olan o körü
1:45
körüne bağımlılığımız. İşte modern
1:47
ekolojik felaketin temeline tam olarak
1:49
bu plansız sanayileşme motoru attı. Yani
1:52
burada yakalamamız gereken çok can alıcı
1:54
bir kavram var. Antropojenik. Akademik
1:57
kaynaklarda, sınavlarda bu kelime sıkça
1:59
karşınıza çıkacak. Basitçe insan
2:01
kaynaklı demek. Bu kavram bize şunu
2:04
söylüyor. Bu krizin tek yazarı, tek
2:06
sorumlusu biziz. Evet, depremler ya da
2:08
volkanik patlamalar doğaldır. Bunlara
2:10
bir şey diyemeyiz. Ama nehirlerin
2:12
zehirlenmesi, ormanların yok olması,
2:14
atmosferin sera gazlarıyla dolup
2:16
taşması, bunların hepsi tamamen
2:18
antropojenik. Yani bizim eserimiz
2:20
ilerlerken bu ayrımı aklımızın bir
2:22
köşesinde hep tutalım. İkinci bölüm,
2:25
kirlilik ve negatif dışsallıklar. Krizin
2:28
kökenini, o insan faktörünü onladık.
2:30
Peki bu faaliyetler burnumuzun dibinde,
2:33
yakın çevremizde nasıl yıkımlara yol
2:35
açıyor? Sorun sadece bacalardan tüten
2:37
dumanlar değil arkadaşlar. Sorun
2:39
ekosistemin her bir hücresine sızan o
2:42
sinsiz zehirli zincir. Fabrikaların
2:44
hiçbir arıtma yapmadan atıklarını öylece
2:47
fütursuzca nehirlere bıraktığını
2:48
düşünün. Ya da yetersiz altyapı yüzünden
2:51
fekal yani dışkı kaynaklı bakterilerle
2:53
dolup taşan ve içme sularına kadar sızan
2:55
kanalizasyonları. Üstelik sadece sanayi
2:58
de değil suçlu olan. Tarım da bu yıkımın
3:00
tam merkezinde. Daha çok mahsul alalım
3:03
derken toprağa boca edilen o aşırı tarım
3:05
ilaçları var ya o pestisitler aslında
3:08
toprağın kendi doğal yapısını, o faydalı
3:10
mikroorganizmaları tamamen bitiriyor.
3:12
Kelimenin tam anlamıyla toprağı
3:14
öldürüyor. Şimdi işin asıl o çarpıcı
3:17
ekonomik boyutuna yani negatif dışsallık
3:19
kavramına gelelim. Bu çok kritik bir
3:21
mantık. Bunu iyi kavramanız lazım. Bir
3:23
fabrika düşünün. Tamam mı? Ucuza üretim
3:26
yapmak için baca filtresi takmıyor.
3:28
Atığını da gidip doğrudan nehre
3:29
boşaltıyor. E fabrika sahibi kar ediyor
3:31
mu? Ediyor. Harika. Ama o nehrin suyunu
3:34
kullanan köylüler hastalanıyor. Tarlalar
3:36
kuruyor. Hak sağlığı resmen çöküyor.
3:38
İşte fabrikanın kendi masrafını kısmak
3:41
için doğaya saldığı kirliliğin, o zehrin
3:43
faturasını, o fabrikayile hiçbir alakası
3:46
olmayan, hiçbir çıkarı olmayan masum
3:48
halkın ödemesine biz negatif dışsallık
3:50
diyoruz. Yani kısacası birileri kar
3:53
ederken bütün topluma çok ağır ve haksız
3:55
bir bedel ödetiliyor. 3. bölüm
3:58
biosentrism yani doğanın içsel değeri.
4:02
Elbette insanlık bu yıkıma karşı öylece
4:04
sonsuza dek sessiz kalamazdı değil mi?
4:07
Çevredeki bu çöküş felsefi dünyada
4:09
inanılmaz bir uyanışı tetikledi.
4:11
Yüzyıllardır süre gelen o
4:13
antroposentrizm yani insan merkezlik
4:15
kibirli bakış açımız vardı ya hani
4:17
doğayı sadece bizim ihtiyaçlarımızı
4:19
karşılamak için var olan devasa bir depo
4:21
gibi gören o bencil zihniyet. İşte buna
4:24
karşı ezberleri bozan biyosentrizm yani
4:27
yaşam merkezli yaklaşım ortaya çıktı.
4:30
Biyosentrizm masaya yumruğunu vurup şunu
4:32
söyledi. Hayır, insan doğanın falan
4:34
efendisi değildir. Bu gezegendeki en
4:36
ufak bir bitkide, en sıradan hayvan da
4:39
tıpkı insan gibi eşit ve içsel bir
4:41
yaşama hakkına sahiptir. Bütün bu
4:43
felaketi yaratan zihniyetle ona çare
4:45
arayan zihniyetin tam olarak çarpıştığı
4:48
nokta burası. Şu cümleye bir bakar
4:50
mısınız? Gerçekten inanılmaz sarsıcı bir
4:53
manifesto. Şöyle bir düşünelim. Bir
4:55
ormanın tek değeri oradan keseceğimiz
4:57
kerestenin piyasa fiyatı mıdır?
4:59
Biyosentrizme göre kesinlikle hayır. Bir
5:02
hayvanın veya bitkinin sırf bize
5:04
ekonomik bir faydası yok diye ya da
5:07
bizim gibi karmaşık bir bilince sahip
5:09
değil diye onu yok sayamayız. Onlar sırf
5:11
var oldukları için bu muazzam yaşam
5:13
anının bir parçası oldukları için
5:15
saygıyı hak ediyorlar. Bu felsefe işte o
5:18
başımıza bela olan sınırsız kar hırsına
5:20
çekilmiş en acil, en güçlü etik frendir.
5:24
4. bölüm. Çevresel Uyanışın kült
5:26
eserleri. Peki bu derin felsefi fikirler
5:30
öyle akademik koridorlardan çıkıp da
5:33
kitlelerin sıradan insanların beynine
5:35
nasıl kazındı? İşte burada edebiyatın,
5:38
kitapların o sarsıcı gücü devreye
5:40
giriyor. 60'lı yıllar çevresel uyanışın
5:43
adeta altın çağıdır. Her şey 1962'de
5:46
Rachel Carson'ın Sessiz Bahar adlı o
5:49
müthiş eseriyle başladı. İlk büyük
5:51
kıvılcım çaktı. Sonra 68'de nüfus
5:55
bombası geldi. Kontrolsüz büyümenin bizi
5:57
nasıl bir uçuruma sürüklediğini
5:59
gösterdi. 1972'ye geldiğimizde ise Roma
6:03
kulübünün o meşhur büyümenin sınırları
6:05
raporu küresel sanayi sisteminin yüzüne
6:08
tokat gibi çarptı. Adeta bu üç kült eser
6:11
bugün konuştuğumuz küresel çevre
6:13
bilincinin adeta domino taşlarıdır.
6:15
Özellikle Rachel Carson'ın hikayesini
6:18
anlatmadan geçemeyeceğim çünkü gerçekten
6:20
çok etkileyici. Bir biyolog olan Carson,
6:23
o dönem çiftçilere mucizevi bir böcek
6:25
ilacı diye pazarlanan DDT'nin perde
6:28
arkasını araştırıyor. DDT evet böcekleri
6:31
öldürüyor. Güzel ama o zehirli böcekleri
6:34
yiyen kuşların yumurta kabukları
6:35
inceliyor. Yavrular çıkmadan ölüyor ve
6:38
sonunda ne oluyor biliyor musunuz? Bahar
6:40
geliyor ama etrafta cıvıldayacak tek bir
6:43
kuş bile kalmıyor. Sessiz Bahar ismi
6:45
işte bu ürkütücü gerçeklikten geliyor.
6:48
Bu kitap bütün dünyada öylesine bir
6:50
infial yarattı ki modern ekoloji
6:52
hareketinin en büyük uyanışını başlattı.
6:55
Carson işin ekolojik çöküşünü anlatırken
6:58
Roma kulübü doğrudan o çok övünlenülen
7:00
sanayi sisteminin ta kendisine ekonomik
7:03
büyüme masalına saldırdı. 1972 tarihli
7:06
Büyümenin Sınırları Raporu çok net bir
7:09
gerçeği kanıtladı. Kaynakları son derece
7:11
sınırlı olan bir gezegende yaşıyoruz.
7:14
Yani matematiksel olarak sınırsız bir
7:16
ekonomik büyüme beklemek koca bir hayal,
7:19
tehlikeli bir efsane. O meşhur hep daha
7:21
fazla üret, daha fazla sat sanayi rüyası
7:24
bir anda paramparça oldu. Sistem resmen
7:26
kökünden sarsılmıştı. 5. Bölüm
7:29
Uluslararası Çevre Hukukunun Doğuşu.
7:32
Şimdi kitaplar okundu, halk sokaklara
7:35
döküldü harika. Ama tahmin edersiniz ki
7:38
sınır falan tanımayan devasa bir
7:40
kirlilik sadece kitap okuyarak ya da
7:42
felsefe yaparak çözülemez. Nehirler
7:44
sınır tanımıyor ki. Zehirli bulutlar
7:46
pasaport sormuyor ki. İşte o yüzden
7:49
devletlerin masaya oturup küresel
7:51
bağlayıcı anlaşmalar yapması şarttı.
7:53
İnsanların o haklı öfkesinin Birleşmiş
7:55
Milletler nezdinde resmi ve diplomatik
7:58
kurallara dönüşmesi 70'leri buldu.
8:00
1972'deki o meşhur Stockholm konferansı
8:03
ile ilk adım atıldı ve 1987'deki
8:06
Montreal protokolü ile de bu diplomatik
8:08
mücadele en somut, en başarılı zirvesine
8:11
ulaştı. Eğer bu konulardan sınava
8:14
girecekseniz 1972 BM İnsan Çevresi
8:17
Konferansının yani Stockholm
8:20
konferansının önemini aklınıza kazıyın
8:22
arkadaşlar. Burası uluslararası çevre
8:24
hukukunun resmen bağımsız bir disiplin
8:27
olarak doğduğu yerdir. Adeta doğum
8:29
belgesidir diyebiliriz. En önemlisi de
8:32
ne biliyor musunuz? Temiz çevre hakkı
8:34
ilk kez burada tüm dünyada temel bir
8:37
insan hakkı olarak resmiyete döküldü. Bu
8:39
devletlerin Evet. Çevreyi korumak bizim
8:42
yükümlülüğümüz dediği ilk dev adımdır ve
8:45
karşınızda 197 sayısı. Bu rakam öyle
8:48
sıradan bir sayı değil. Bu resmen
8:50
diplomatik bir mucizenin ta kendisi.
8:52
1987 yılında o hızla yırtılan delinen
8:55
ozon tabakasını kurtarmak için Montreal
8:58
protokolü hazırlandı. Peki kaç ülke
9:00
imzaladı dersiniz? Tam 197 ülke. Yanlış
9:03
duymadınız. Dünyadaki bütün ülkeler
9:05
firesiz bir şekilde bu anlaşmayı
9:07
onayladı. İşte bu eşi benzeri görülmemiş
9:09
uzlaşma. Montreal Birleşmiş Milletler
9:12
tarihindeki en başarılı çevre sözleşmesi
9:14
yapıyor. Demek ki gerçekten isteyince
9:16
tüm dünya bir araya gelip işbirliği
9:18
yapabiliyormuş.
9:20
6. ve son bölüm Türkiye'nin çevre
9:23
politikası. Evet, küresel uyanıştan,
9:25
hukuktan, uluslararası dev
9:27
sözleşmelerden bahsettik. Peki tüm bu
9:29
fırtınalar koparken, rüzgarlar eserken
9:31
Türkiye kendi içinde ne yaptı? Bu yeni
9:34
dünya düzenine nasıl uyum sağladı? Şöyle
9:36
bir baktığımızda çevre politikalarının
9:38
merkezden yürütmek, tek bir çatıda
9:40
toplamak adına kendi iç idaresinde Çevre
9:42
ve Şehircilik Bakanlığı'ı kurduğunu
9:44
görüyoruz. Uluslararası arenadaki
9:46
durumsa çok daha stratejik. Biliyorsunuz
9:48
BM İklim Değişikliği çerçeve sözleşmesi
9:50
var. Türkiye orada haklı olarak şunu
9:52
dedi. Ben tamamen sanayileşmiş ülkelerle
9:55
aynı ağır yükü omuzlayamam. Çünkü benim
9:57
sanayim hala gelişme aşamasında. İşte bu
9:59
yüzden ek o listesinde kaldı ve
10:02
kendisine o özel geçiş ekonomisine sahip
10:04
ülke statüsünü kabul ettirdi. Diplomatik
10:07
masada kendi çıkarlarını dengelemek
10:08
adına oldukça ince düşünülmüş bir
10:10
adımdır bu. Bütün bu tarihsel süreci, o
10:13
havalı sözleşmeleri, hukuki devrimleri
10:15
masaya yatırdık. Ama ister istemez
10:17
hepimizin kafasında yankılanan o biraz
10:20
da can sıkan soruyla başayız. Şimdi
10:22
düşünsenize Stockholm'un üzerinden tam
10:24
yarım asır geçmiş. Montreal'de bütün
10:26
dünya birleşip harika bir iş başarmış.
10:29
Kanun var, kural var. Tehlikenin ne
10:31
olduğunu hepimiz ezbere biliyoruz. Peki
10:33
ama neden o kar hırsı, o insan merkezli
10:36
bir sınırsız büyüme takıntımız hala tam
10:38
gaz devam ediyor. Kağıt üzerinden
10:41
attığımız o muhteşem imzalarla günlük
10:43
hayattaki bu doymak bilmez üretim çarkı
10:45
arasındaki uçurumu kapatmadan biz bu
10:47
ekolojik krizi gerçekten yenebilir
10:49
miyiz? üzerine çok ama çok düşünmemiz
10:51
gereken bir soru. Bu incelemede ele
10:54
aldığımız dersin ve yıla ait çıkmış
10:56
soruları kendiniz deneme sınavı
10:58
formatında çözmek, eksiklerinizi
11:00
kapatmak ve kendinizi detaylıca test
11:03
etmek için lolonolo.com adresini ziyaret
11:06
edebilir, açıklama kısmında yer alan
11:08
bağlantıya tıklayabilirsiniz. Başarılar
11:10
dilerim.
Jobs & Education

