0:00
Amerikan dış politikasına kimin
0:01
yönettiğini hiç merak ettiniz mi? Gelin
0:04
bu devasa makineyi çalıştıran o karmaşık
0:06
mekanizmaya, onu yönlendiren insanlara
0:09
ve tabii ki arkasındaki büyük fikirlere
0:11
hep birlikte bakalım. İşte bu can alıcı
0:14
sorunun cevabını bulmak için işin en
0:17
başına yani temeline inmemiz lazım. Bu
0:19
devasa kararlar nasıl alınıyor? Anayasal
0:22
plan ne diyor? Bir görelim.
0:25
Aslında her şey ABD anayasasına kazılmış
0:28
ve gücün nasıl dağıtılacağını belirleyen
0:30
iki tane temel ilkeye dayanıyor. İşte bu
0:33
ilkeler adeta bir tahterli gibi
0:36
özellikle başkan ve kongre arasında
0:39
bitmek bilmeyen bir güç mücadelesi
0:41
yaratıyor. Hani o meşhur denge ve
0:43
denetleme sistemi var ya işte o tam da
0:46
bu. Amaç ne? Hiçbir tarafın tek başına
0:49
mutlak güce sahip olamaması. Yani
0:52
düşünün başkan çıkıp dünya sahnesinde
0:55
devasa sözler verebilir. Büyük vaatlerde
0:58
bulunabilir ama o sözleri hayata
1:00
geçirecek paranın anahtarı yani bütçe
1:03
tamamen kongrenin elinde. Kısacası
1:05
cüzdan kimdeyse güç de onda. Peki bu güç
1:09
mücadelesini daha da ilginç kılan bir
1:11
şey daha var. Zaman. Farklı görev
1:14
süreleri her bir oyuncunun tamamen
1:16
farklı bir zaman algısıyla hareket
1:17
etmesine neden oluyor. Mesela başkan 4
1:20
yıllık bir sürede hızlı bir zafer
1:22
peşindeyken bir senatör 6 yıllık daha
1:25
uzun soluklu bir strateji düşünebilir.
1:27
Herkesin saati farklı işliyor. Tamam
1:30
mekanizmanın nasıl çalıştığını az çok
1:32
anladık. Peki bu makineyi dışarıdan
1:34
etkileyebilecek bir güç var mı? İşte tam
1:37
da bu noktada sahneye Amerikan halkı
1:39
çıkıyor. Uzmanlar genelde kamuoyunu üç
1:42
katmanlı bir piramit olarak resmediyor.
1:45
Entepe'de karar alıcılar ve fikir
1:47
liderlerinden oluşan küçük bir elit grup
1:49
var. İşte en doğrudan etki onlarda. İyi
1:52
de bu devasa mekanizmayı halkın gücü
1:55
gerçekten durdurabilir mi? İşte bu soru
1:58
Vietnam savaşı ile birlikte çok can
2:00
alıcı bir hale geldi ve dış politika
2:02
literatürüne de unutulmaz bir kavram
2:03
hediye etti. Bu kavrama göre olay şu:
2:07
Askeri kayıpları arttıkça halkın savaşa
2:10
verdiği destek erimeye başlıyor ve bu
2:12
erime adeta askeri müdahalelerin üzerine
2:15
basılan güçlü bir frene dönüşebiliyor.
2:18
Yani özetle halkın sesi kesinlikle çok
2:21
önemli ama politikayı tek başına
2:23
durdurabilecek sihirli bir düğme değil.
2:25
etkisi koşullara, konunun ne kadar can
2:27
yaktığına göre değişiyor.
2:29
Peki hem liderlerin hem de halkın
2:32
dünyaya bakışını şekillendiren temel
2:34
fikirler ne? İşte şimdi dış politikanın
2:37
o stratejik oyum kitaplarına bir göz
2:39
atma zamanı. Realistler için dünya dev
2:42
bir satranç tahtası gibidir ve her şey
2:45
güçle ilgilidir. Ama onlar da kendi
2:47
içinde ayrılıyor. Bazıları savunmacı
2:50
realistler kendilerini koruyacak kadar
2:52
gücünün yeterli olduğunu düşünürken
2:54
diğerleri saldırgan realistler ise oyunu
2:56
tamamen kazanmak için mümkün olan en
2:59
fazla gücü ele geçirmek gerektiğine
3:00
inanır. Bu tamamen güç odaklı yaklaşıma
3:04
karşı liberalizm bambaşka bir şey
3:06
söylüyor. Barışın anahtarı demokrasi ve
3:09
işbirliğidir." diyor. Marksizm ise oyuna
3:12
tamamen farklı bir yerden dahil oluyor
3:14
ve diyor ki, "Durun bir dakika, olay
3:16
fikirler falan değil. Olay tamamen
3:18
zengin kapitalist sınıfın deniz aşırı
3:21
yeni pazarlar aramasından ibaret. Ve bir
3:24
de daha modern bir oyun kitabı var. Neou
3:26
muuhafazakarlık. Onların mottosu güç
3:30
Yani diyorlar ki Amerikan askeri gücü
3:33
tüm dünyada demokrasiyi yaymak için
3:35
aktif bir araç olarak kullanılmalı.
3:38
Tamam artık elimizde bütün parçalar var.
3:40
Hükümetin yapısı, halkın gücü ve
3:42
stratejik fikirler. Şimdi bu üçünün bir
3:45
araya gelip tarihi nasıl
3:46
şekillendirdiğine bakalım. Ülkenin kendi
3:49
birliğini sağladığı iç savaştan tutun da
3:52
onu bir dünya gücü yapan İspanya Amerika
3:54
Savaşı'na ve tabii ki tüm dünyayı sarsan
3:56
büyük buhrana kadar her bir dönüm
3:59
noktası Amerika'nın küresel rolünü adeta
4:01
yeniden yazdı. Ama dürüst olalım. Hiçbir
4:05
olay Amerika'nın küresel rolünü I. Dünya
4:08
Savaşa kadar perçinlemedi. ABD o dönemde
4:12
muazzam sanayi gücüyle müttefiklerin
4:14
adeta cephaneliği haline geldi. Ama
4:17
sadece bu da değil. düzenlediği
4:19
konferanslar ve imzaladığı anlaşmalarla
4:21
savaş sonrası kurulacak yeni dünyanın da
4:24
mimarı oldu. Savaş dünyayı çok net bir
4:27
şekilde bu iki büyük kamp etrafında
4:29
ikiye böldü ve bu bölünme aslında savaş
4:32
bittikten sonra başlayacak olan yepyeni
4:35
bir küresel mücadelenin yani soğuk
4:37
savaşın da tohumlarını ekmiş oldu ve
4:40
savaşın sonu korkunç yepyeni bir
4:43
başlangıcı da beraberinde getirdi.
4:45
Nükleer çağın şafağını. İşte şimdi tüm
4:49
bu anlattıklarımızdan sonra bugün gazete
4:51
manşetlerinde ya da haberlerde
4:53
gördüğünüz bir dış politika kararına
4:55
baktığınızda kendinize şunu sorun. Bu o
4:58
anayasan mekanizmanın tıkır tıkır
5:00
işlemesi mi yoksa halkın sesinin bir
5:02
yansıması mı ya da belki de asırlık bir
5:05
stratejik oyun kitabından kopup gelen
5:07
yeni bir sayfadır. Kim binir?