Auzef 20. YY. Felsefesi 2024-2025 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/30/20-yy-felsefesi-2024-2025-final-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
hoş geldiniz. Bu anlatıda insanlığın
0:02
yüzyıllardır peşinde koştuğu o
0:04
sarsılmaz, değişmez mutlak hakikat
0:07
inancının nasıl adım adım adeta bir
0:09
yapboz gibi sökülüp parçalandığını
0:11
inceleyeceğiz. Düşünsenize yüzyıllar
0:13
boyunca tamamen nesnel olduğuna
0:15
inandığımız gerçeklik algısı 20. yüzyıl
0:17
düşünürlerinin elinde nasıl oldu da koca
0:20
bir soru işaretine dönüştü. Zihin açıcı,
0:23
biraz sarsıcı ve bir o kadar da
0:24
şaşırtıcı bir felsefe yolculuğuna hazır
0:26
olun. Hemen yol haritamıza bir göz
0:28
atalım. Dör ana durağımız var. Önce
0:30
birinci bölümde modern bilimsel yöntemle
0:33
hakikat arayışına bakacağız. İkincide
0:35
zihin ve dilin yapısını. Üçüncüde
0:38
aydınlanmanın o çok konuşulmayan
0:40
karanlık yüzünü ele alacağız. Son olarak
0:42
da 4üncü bölümde insanın varoluşsal
0:45
kaygılarıyla kapanış yapacağız.
0:47
Başlayalım. 1ci bölüm. Hakikatin peşinde
0:50
yöntem ve tarif. Antik dünyanın o rahat,
0:53
değişmez kurallarını arkamızda bırakıp
0:55
modern bilimin temellerinin atıldığı o
0:57
çalkantılı döneme gidiyoruz. Bakın
0:59
yüzyıllar boyunca herkes ama herkes
1:03
Aristoteles ve Batlamius'un haklı
1:05
olduğundan emindi. Neydi bu? Dünya
1:07
evrenin tam merkezinde hiç kıpırdamadan
1:10
kusursuzca duruyordu. Fakat sonra
1:12
Kopernik diye biri çıktı ve güneş
1:14
merkezli sistemle bu koskoca inancı
1:17
kelimenin tam anlamıyla yerle bir etti.
1:19
Bu aslında sadece bir astronomi devrimi
1:21
değildi. Bize inandığımız en temel
1:23
hakikatlerin koca bir paradigmanın bile
1:26
bir gecede nasıl çökebileceğini
1:28
gösterdi. E peki bu yeni evreni, bu yeni
1:30
gerçekliği nasıl anlayacağız? Felsefe bu
1:33
noktada bize iki güçlü anahtar veriyor.
1:35
Bir anda tüme varım var. Yani tek tek
1:37
parçalara, ufak detaylara bakıp oradan
1:40
büyük resme, bütüne ulaşmak. Diğer
1:42
yandaysa tümden gelim yani kesin genel
1:44
bir doğrudan yola çıkıp adım adım özele
1:47
inmek. İşte bu iki yöntem. O günden
1:49
bugüne gerçeği bulma çabamızın adeta bel
1:52
kemiği oldu. Tam tamam yöntemi bulduk,
1:54
işi çözdük derken Descartes felsefe
1:57
tarihinin o en can alıcı şüphesini
2:00
ortaya atıverdi. Ya her şey devasa bir
2:03
yanılsamaysa ya kötü niyetli, sonsuz
2:07
güçlü bir deha bizi bu gerçekliğin var
2:10
olduğuna sadece inandırıyorsa
2:12
bunu bugünden düşünmek çok kolay
2:14
aslında. Resmen The Matrix filminde bir
2:16
kapsülün içinde yaşayıp yaşamadığımızı
2:18
sormak gibi bir şey bu. İşte 20.
2:21
yüzyıldaki o derin sarsıcı şüpheciliğin
2:23
tohumları tam da burada atıldı. Buradan
2:27
ikinci bölüme zihin, dil ve anlama
2:30
geçiyoruz. Çünkü anlaşıldı ki dışarıdaki
2:32
gerçekliği kavramak istiyorsak önce o
2:35
gerçekliği algılayan zihnimizi ve
2:38
kullandığımız kelimeleri anlamak
2:40
zorundayız. Modern epistemoloji yani
2:43
bilgi felsefesi asıl çıkışını John
2:45
Lock'un tabula rasa fikriyle yapıyor.
2:48
Zihnimiz doğduğumuz an bomboş bir
2:50
levhadır diyor Lck. Hiçbir doğuştan
2:52
bilgi yok. Her şeyi ama her şeyi
2:55
yaşayarak, deneyimleyerek öğreniyoruz.
2:57
Tabii felsefede hiçbir fikir öyle
2:59
kolayca kabul görmez. İlerleyen yıllarda
3:02
fiziksel realistler gelip hem Kant'ın
3:04
zihni fazla merkeze alan tavrını hem de
3:07
pozitivizmin o dar bilgi anlayışını
3:09
eleştirerek tartışmayı çok daha derin
3:11
sulara çekeceklerdi. Ve geldik işin en
3:14
can alıcı noktalarından birine. Wit Jane
3:17
kendisi inanılmaz bir figür biliyor
3:19
musunuz? Çünkü kendi devasa teorisini
3:21
yıllar sonra bizzat kendisi çürütmüştür.
3:24
İlk başlarda dilin dünyadaki gerçekliği
3:27
tıpkı kusursuz bir ayna gibi
3:29
yansıttığını savundu. Ama sonra ikinci
3:31
döneminde şunu fark etti. "Hayır, dil
3:34
mükemmel bir ayna falan değil. Dil
3:36
tamamen bağlama bağlı bir oyun. Yani
3:39
kelimeler ancak onları o an nasıl hangi
3:42
niyetle kullandığımıza göre anlam
3:44
kazanıyor." da var. Dil sadece dünyayı
3:48
yansıtmakla kalmıyor. Onu bizzat inşa
3:50
ediyor. John Austin'in söz edimleri
3:52
kuramını düşünün. Birine sana söz
3:55
veriyorum dediğinizde sadece konuşmuş
3:57
olmazsınız. Bir eylem gerçekleştirmiş
3:59
olursunuz. Öte yandan Viyana çevresi de
4:02
ortaya çıkıp metafiziğin aslında tamamen
4:04
anlamsız olduğunu savundu. Yani
4:07
kelimeleri deşip dilin sınırlarını
4:08
zorladıkça o baştaki katı, nesnel
4:11
gerçeklik yavaş yavaş ellerimizin
4:13
arasından kayıp gitmeye başlıyor. İşte
4:16
bu noktada durup çok ciddi bir soru
4:18
sormamız gerekiyor. İşlerin rengi tam
4:20
burada değişiyor. Eğer dil nesnel
4:23
değilse, eğer her şey bağlama bağlıysa,
4:26
ya doğru bildiğimiz her şey, o
4:28
sorgulanamaz dediğimiz bilgi bile sadece
4:31
gücü elinde tutanların yarattığı bir
4:33
kurgudan ibaretse, bu da bizi doğrudan
4:36
3üncü bölümümüze getiriyor.
4:38
Aydınlarmanın karanlık yüzü, Fransız
4:40
felsefesi ve eleştirel teorinin o mutlak
4:43
hakikat arayışının nasıl reddettiğine
4:45
bakacağız. Bu reddedişin başını çekenler
4:47
Frankfurt okulunun kurucu üçlüsü oldu.
4:50
Adorno, Horkimer ve Markuze. Onların
4:53
derdi dünyayı sadece uzaktan izlemek
4:55
değildi. Topluma, kurumlara ve sistemin
4:58
kendisine son derece eleştirel, keskin
5:01
bir mercekten bakmayı amaçladılar.
5:03
Ortaya attıkları en sarsıcı kavram
5:05
araçsal akıldı. Bize yüzyıllardır hep
5:08
mutlak iyi olarak sunulan o aydınlanma
5:10
aklının aslında çok tehlikeli bir şeye,
5:13
insanları ve doğayı asimile eden
5:15
totaliter bir araca dönüştüğünü
5:17
savundular. Yani akıl artık sadece
5:19
verimliliği hesaplayan, her şeyi kontrol
5:22
altında tutmaya çalışan soğuk bir
5:23
mekanizmaya dönüşmüştü. Bireyi sistemin
5:25
içinde ezen, araçsallaştıran bir yapı.
5:29
Tabii sadece felsefe değil bilim dünyası
5:31
da bu öz eleştiriden payını aldı.
5:33
Antropologis Traus sahneye çıkıp o
5:36
meşhur batı merkezci ilerleme mitini
5:38
reddetti. Yapısalcı yaklaşımıyla
5:41
toplumları gelişmiş ya da ilkel diye
5:43
ayıran o kaba, evrimci ve açıkçası ırkçı
5:46
sınıflandırmayı kelimenin tam anlamıyla
5:49
yerle bir etti. Onun bu çalışmaları
5:51
batının o objektif üstünlük masalını
5:54
çökerten en önemli adımlardan biriydi.
5:56
Sonra Fuko geldi ve her şeyi kökünden
5:59
sarsan o iddiasını ortaya koydu. Ona
6:01
göre bilgi asla ama asla tarafsız
6:03
değildi. Doğru ya da yanlış dediğimiz
6:05
şeyler gökten inmiş evrensel yasalar
6:08
değil. Tamamen o dönemin iktidar
6:10
ilişkilerinin güç dengelerinin bir
6:12
kurgusuydu. Hakikat iktidar tarafından
6:14
inşa ediliyordu. Bu postyapısalcı bakış
6:17
açısı nesnel doğru fikrini kalbinden
6:19
vurarak modern düşünceye bambaşka bir
6:21
yön verdi. Peki ama her şey bir kurguysa
6:25
koca bir anlamsızlığın içine mi
6:27
düşüyoruz? Neye tutunacağız? Emanuel
6:29
Levinas burada harika bir nefes
6:31
aldırıyor bize. Diyor ki, "Felsefenin
6:33
ilk ve en temel konusu varlık falan
6:35
değildir. Felsefenin temeli yüz
6:38
etiğidir." Yani bir başkasının, o
6:40
ötekinin yüzüne baktığımızda
6:42
hissettiğimiz o derin, kaçamayacağımız
6:45
etik sorumluluk. Her şeyin parçalandığı
6:47
bir dünyada insanlığımızı ancak bir
6:49
başkasına karşı duyduğumuz bu ahlaki
6:51
sorumlulukta bulabiliriz. Tüm bu
6:53
zihinsel fırtınaların ardından 4.üncü ve
6:56
son bölümümüze geliyoruz. Varoluş, kaygı
6:58
ve ontoloji. Soru şu: Hakikat dil ve
7:02
iktidar eliyle paramparça edildiyse bize
7:04
yani sıradan bireye ne olacak? Ortadaki
7:07
bu inanılmaz karmaşaya rağmen Hussel
7:09
bilgiyi yeniden sağlam bir temele
7:11
oturtmaya çalıştı ve fenomenolojiyi
7:13
kurdu. Basitçe şöyle diyordu: "Tüm o
7:15
teorileri, iktidar oyunlarını, ön
7:17
yargıları bir anlığına rafa kaldıralım
7:19
ve şeylerin kendisine dönelim. Sadece
7:22
zihnimizin o anki nesneyi nasıl
7:24
deneyimlediğine, o saf bilince
7:26
odaklanalım. Ama varoluşçular onlar işin
7:29
o kadar temiz ve pürüzsüz olamayacağını
7:31
çok iyi biliyordu. Kirkegard o nesnel
7:33
doğrulardan ziyade insanın içini kemiren
7:36
o derin anksiyeteye, kaygıya ve öznel
7:38
deneyime odaklandı. Nietzsche ise işi
7:41
daha da ileri götürerek nihilist
7:43
yüzleşmeyi masaya koydu. Dünyanın
7:45
kendiliğinden var olan bir anlamı yoktu.
7:47
Bu büyük boşluğu dolduracak tek şey
7:49
insanın kendi anlamını yaratma gücü yani
7:52
güç istenciydi. Felsefe artık
7:54
kitaplardan çıkmış. doğrudan insanın
7:56
kanına terine karışmıştı. Yakın döneme
7:59
geldiğimizde ise Alan Bodywu'dan çok
8:02
teknik, matematiksel ama bir o kadar da
8:04
çarpıcı bir hamle görüyoruz. Bodyu
8:06
kümeler teorisini kullanıyor ve hakikat
8:09
öyle mevcudun sıradan içinde bulunmaz
8:12
diyor. Hakikat ancak bir olayla başlar.
8:15
Yani o anki tüm gerçekliği temelden
8:17
sarsan, öngörülemez, derin bir kırılma
8:20
anıyla. Beklenmedik bir şey olur. Eski
8:23
dünya yıkılır ve yeni hakikat o
8:26
kırılmaya duyulan sadakatle adım adım
8:28
inşa edilir. Evet, bu derin çözümlemenin
8:31
sonuna yaklaşırken en başa Descart'ın o
8:33
rahatsız edici şüphesine geri dönelim
8:35
istiyorum. Evrenin merkezinden dil
8:37
oyunlarına, iktidar ilişkilerinden o
8:39
derin varoluşsal kaygılarımıza kadar
8:42
hakikatin nasıl yapısöküme uğradığını
8:44
gördük. Şunu sormadan edemiyor insan.
8:46
Doğru bildiğimiz her şeyin, bilginin
8:48
hatta kullandığımız kelimelerin bile
8:50
sürekli değiştiği, bağlamsal olduğu bu
8:52
dünyada sizin varoluşunuzun temeli
8:55
nedir? Sizi siz yapan kendi gerçeğiniz
8:58
nerede duruyor? Umarım bu anlatı o
9:00
temeli ararken size yeni bir perspektif
9:02
sunmuştur. Düşünmeye devam edin.
9:04
Görüşmek üzere.
#Jobs & Education

