Auzef Çatışma Çözümleme Ve Müzakere Teknikleri 2023-2024 Vize Soruları
auzef, Çatışma Çözüm Ve Müzakere Teknikleri, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
https://lolonolo.com/2026/03/25/catisma-cozumleme-ve-muzakere-teknikleri-2023-2024-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Çatışma. Bu kelimeyi duyunca aklımıza ne
0:02
geliyor? Genelde kötü bir şey değil mi?
0:04
Kaçınılması gereken tatsız bir durum.
0:07
Peki ya size çatışmanın aslında bir
0:09
felaket olmak zorunda olmadığını
0:10
söylesem? Ya onu anlamak, analiz etmek
0:13
hatta yönetmek mümkünse? Gelin
0:15
anlaşmazlıkları anlamak için bu kılavuza
0:17
birlikte bir göz atalım. Her şeyden önce
0:20
gelin şu büyük soruyu masaya yatıralım.
0:22
İnsanlar arasındaki çatışmalar böyle
0:24
kaçınılmaz, değiştiremeyeceğimiz bir
0:26
kader mi gerçekten? Yani bu bizim
0:28
doğamızda mı var? Yoksa sistemin bir
0:30
parçası mı? Biz de sadece sonuçlarına
0:32
katlanmak zorunda mıyız? İşte bu
0:34
karamsar bakış açısına kocaman bir hayır
0:37
diyen bir alan var. Çatışma çözümü. Bu
0:39
alanın temelinde yatan fikir çok umut
0:41
verici. Doğru koşullar sağlanırsa hiçbir
0:44
çatışma aslında çözümsüz değildir. Hepsi
0:46
yönetilebilir, hepsi barışçıl yollarla
0:49
sonuca bağlanabilir. Peki tam olarak
0:51
nedir bu çatışma çözümü? Aslında bu
0:53
bilimsel bir disiplin ve temelindeki
0:56
fikir o kadar basit ki ama bir o kadar
0:58
da güçlü. Hiçbir çatışma durduk yere
1:00
çıkmaz. Her zaman bir sebebi vardır.
1:03
Dolayısıyla bir anlaşmazlığı çözmek
1:05
istiyorsanız o görünen yüzeyin altına
1:07
inip asıl nedenleri, kök nedenleri
1:10
bulmanız gerekiyor. İşte bu neden sonuç
1:12
ilişkisini bir kere anladık mı çözüme
1:14
giden yolda aydınlanmaya başlıyor.
1:17
Tamamdır. Şimdi konunun en ilginç
1:18
yerlerinden birine geliyoruz. İlk büyük
1:20
yanılgıyı masaya yatıralım. Şiddet
1:22
deyince aklımıza genelde tek bir şey
1:24
gelir ama aslında madalyonun iki yüzü
1:26
var ve inanın o ikinci yüzü genellikle
1:29
gözümüzden kaçıyor. Bakın bu
1:31
karşılaştırma çok önemli. Solda doğrudan
1:33
şiddet var. Bu hepimizin aşina olduğu
1:36
tür. İşte bombalamalar, saldırılar,
1:38
savaşlar yani fiziksel gözle görülebilen
1:41
aha işte bu şiddet diyebileceğimiz
1:42
eylemler. Ama sahadaki işte o çok daha
1:46
sinsi bir şey. Yapısal şiddet. Bu bir
1:48
kişinin diğerine yaptığı bir şey değil.
1:51
Bu bizzat sistemin kendisinden
1:52
kaynaklanan adaletsizlik, eşitsizlik,
1:55
fırsat yoksunluğu gibi. Hani o görünmez
1:58
ama bir o kadar da can yakan eylemler.
2:01
Bu kavramı bize kazandıran çok önemli
2:03
bir isim var. Joan Galtong. Onun
2:05
tanımına göre yapısal şiddet öyle
2:07
belirli bir kişinin yaptığı bir şey
2:09
değil. Bu adaletsiz, sosyal, ekonomik,
2:12
politik yapıların kendisinin insanlara
2:14
zarar vermesi durumu. Yani ortada somut
2:16
bir fail yok. Fail sistemin ta kendisi.
2:19
Peki bu soyut gibi duran şey pratikte ne
2:22
anlama geliyor? İşte size birkaç somut
2:25
örnek. Düşünün. Hukuk sisteminin belli
2:28
gruplara karşı ön yargılı olması ya da
2:31
fırsat eşitliğinin olmaması. Toplumda
2:34
yaygınlaşan bir hoşgörüsüzlük iklimi.
2:36
Hatta uluslararası hukukun sadece düşlü
2:39
devletlerin işine yarayacak şekilde
2:40
kullanılması. Bunların hepsi bir bomba
2:44
kadar hatta bazen daha da yıkıcı
2:46
olabilen yapısal şiddet biçimleri.
2:48
Harika. Şimdi gelelim ikinci büyük
2:50
yanılgıya. Savaşların gerçek nedenleri.
2:53
Genelde ne düşünürüz? Savaşlar para
2:56
için, toprak için, petrol gibi kaynaklar
2:58
için çıkar, değil mi? Yani somut şeyler
3:00
için. Ama aslında mesele çoğu zaman
3:02
bundan çok çok daha derinde. İşte bu
3:05
derinliği anlamamızı sağlayan anahtar
3:07
kavramlardan biri Tedgur'un ortaya
3:10
attığı göreli yoksunluk teorisi. Bakın
3:12
bu çok ilginç. Teori diyor ki mesele
3:15
sadece insanların neye sahip olduğu
3:17
değil neye sahip olmayı hak ettiklerini
3:19
düşündükleri. İşte bu hak ettiğimi
3:21
düşünüyorumla gerçekte elime geçen
3:23
arasındaki o algılanan uçurum, isyanı ve
3:26
çatışmayı ateşleyen asıl kıvılcım bu
3:29
olabilir. Ted Gur'un teorisini belki de
3:31
en iyi özetleyen şu söze bir bakın.
3:34
İsyan hak ettiğinize inandığınız şeyle
3:36
elinize geçen arasındaki uçurumda doğar.
3:39
Bakın bu çok önemli. Bu bize neyi
3:41
gösteriyor? Çatışmalar sadece
3:43
fakirlikten, yoksulluktan değil, asıl
3:45
adaletsizlik hissinden, haksızlığa
3:48
uğrama duygusundan da besleniyor. John
3:50
Burton ise bize başka bir kritik ayrım
3:53
sunuyor. İhtiyaçlar ve çıkarlar.
3:55
Çıkarlar dediğimiz şeyler para, toprak,
3:57
kaynaklar gibi hani masaya oturup
3:59
pazarlık edebileceğiniz, alıp
4:01
verebileceğiniz somut şeyler. Ama
4:03
ihtiyaçlar öyle değil. Onlar kimlik,
4:06
güvenlik, tanınma gibi soyut ve
4:08
pazarlığı mümkün olmayan temel insani
4:11
değerlerdir. İşte can alıcı nokta bu.
4:13
Eğer bir çatışmanın kökeninde bu
4:15
pazarlık edilemez ihtiyaçlar yatıyorsa
4:18
işte o zaman çözüm bulmak kat
4:20
zorlaşıyor. Peki savaşın kendisi zamanla
4:23
nasıl bir değişim geçirdi ve bu kadar
4:25
değişime rağmen sahnenin başrolü
4:27
oyuncusu hiç değişti mi? Gelin savaşla
4:30
ilgili bazı yaygın kanıları şöyle bir
4:32
tarihsel süzgeçten geçirelim. Şimdi
4:35
geleneksel savaş dediğimizde aklımıza
4:37
gelmesi gereken model clauswichçi savaş.
4:40
Bu ne demek? Bu bildiğimiz klasik savaş.
4:43
İki ya da daha fazla egemen devletin
4:45
resmi ordularıyla cephelerde karşı
4:47
karşıya geldiği belli kuralları olan bir
4:50
çatışma türü. Ama tabii bu tablo zamanla
4:53
epey değişti. Mesela 1940'lar ve 60'lar
4:56
arasında sömürge imparatorluklarının
4:58
yıkılışını ve yepyeni ulus devletlerin
5:01
doğuşunu gördük. Sonra soğuk savaş
5:03
dönemi geldi. Burada nükleer
5:05
caydırıcılık yüzünden süper güçler
5:08
birbirleriyle doğrudan topyekümmüş
5:09
savaşa giremedi. Derken soğuk savaş
5:12
bitti, 90'lara geldik. Bu sefer de
5:14
devletlerarası savaşlar azaldı ama
5:16
bambaşka bir şey patlak verdi. Zayıf
5:19
devletlerin çökmesiyle birlikte etnik
5:21
çatışmalarda inanılmaz bir artış
5:23
yaşandı. Peki tüm bu değişimler
5:25
yaşanırken değişmeyen ne oldu biliyor
5:27
musunuz? Devlet. Devlet uluslararası
5:30
ilişkilerde hala bir numaralı aktör. Max
5:33
Weber'in o klasik tanımını hatırlayalım.
5:35
Devlet meşru şiddet kullanma tekelini
5:38
elinde bulunduran yapıdır. Evet,
5:40
küreselleşme, devlet dışı aktörler falan
5:42
diyoruz ama devletin artık jeopolitikada
5:45
bir önemi kalmadığı fikri inanın bu
5:47
tamamen bir yanılgı. Harika. Peki tüm bu
5:51
öğrendiklerimizle şimdi ne yapacağız?
5:54
İşte bu son bölümde bu kavramlığı bir
5:56
araya getirip size herhangi bir
5:58
anlaşmazlığı analiz ederken
6:00
kullanabileceğiniz pratik bir düşünce
6:02
seti sunacağız. Herhangi bir çatışmayı
6:05
büyük ya da küçük analiz etmek için
6:07
aslında üç basit adım var. Bir,
6:10
gördüğünüz o doğrudan şiddetin ötesine
6:12
bakın. Arkadaki gizli yapısal şiddeti
6:15
yakalamaya çalışın. İki, asıl motivasyon
6:18
ne? Onu keşfedin. Mesele pazarlık
6:20
edilebilecek çıkarlar mı? Yoksa
6:22
pazarlığı mümkün olmayan temel
6:24
ihtiyaçlar mı? Ve 3. Kendinize şu soruyu
6:27
sorun. Bu denklemde kim kendini yoksun
6:29
hissediyor? Yani o beklentilerle
6:32
gerçekler arasındaki kritik boşluğu, o
6:34
uçurumu bulun. Ve şimdi son olarak size
6:37
bir soru. Tüm bu yeni bakış açısıyla
6:40
kendi hayatınızdaki bir anlaşmazlığı bu
6:43
iş yerinde olabilir, ailenizde olabilir,
6:45
arkadaşlarınızla olabilir. Bu
6:47
anlaşmazlığı şimdi nasıl yorumlardınız?
6:50
Belki de asıl sorun buzdağının
6:52
görünmeyen kısmında sandığınızdan çok
6:54
daha derindedir.
#Education

